Psikolojik Şiddet, Hakaret ve Tehdit Sebebiyle Boşanma

İçindekiler

Psikolojik Şiddet, Hakaret ve Tehdit Davranışlarının Boşanma Hukukundaki Yeri

Psikolojik şiddet, sürekli hakaret, tehdit ve aşağılama niteliğindeki davranışlar, Türk Medeni Kanunu’nda özel bir boşanma sebebi olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, TMK m.166 kapsamında evlilik birliğini temelinden sarsan ağır kusur niteliğindeki olgular arasında kabul edilmektedir. Bu bölümde, söz konusu davranışların hukuki nitelendirilmesi, Yargıtay’ın yaklaşımı, kusur değerlendirmesine etkisi ve evlilik birliği üzerindeki sonuçları akademik ve uygulama odaklı şekilde ele alınmaktadır.

TMK 166 Çerçevesinde Psikolojik Şiddetin Hukuki Niteliği

Evlilik Birliğine Yüklenen Yükümlülükler ve Aykırılık Değerlendirmesi

TMK m.185 uyarınca eşler birbirlerine karşı sadakat, saygı, dayanışma ve birlikte yaşama yükümlülükleri altındadır. Psikolojik baskı, aşağılama, hakaret ve tehdit davranışları, bu yükümlülüklere doğrudan aykırılık teşkil eder. Eşin kişilik haklarına yönelik sistematik saldırı niteliğindeki davranışlar, evlilik birliğinin sağlıklı biçimde sürdürülmesini objektif olarak beklenemez hale getirir. Bu nedenle psikolojik şiddet olgusu, TMK m.166/1 kapsamında evliliği temelinden sarsan fiiller arasında değerlendirilir.

Psikolojik Şiddetin Tanımı ve Yoğunluk–Süreklilik Kriteri

Psikolojik şiddet, eşin kişilik değerlerini zedeleyen, özgüvenini kıran, onu değersizleştiren, tehdit eden veya sosyal çevresinden izole eden davranışlar bütünüdür. Bu tür davranışların boşanma davasında etkili olabilmesi için çoğu durumda süreklilik arz etmesi, yoğun ve sistematik bir nitelik taşıması, mağdur eş üzerinde ruhsal baskı oluşturması gerekir. Yargıtay, psikolojik şiddetin fiziksel şiddet kadar etkili olabileceğini, hatta bazı olaylarda daha ağır sonuçlar doğurabileceğini ifade etmektedir.

Hakaret ve Tehdit Davranışlarının Evlilik Birliği Üzerindeki Etkisi

Kişilik Haklarına Saldırı ve Güven İlişkisinin Zedelenmesi

Hakaret içeren sözler, küçük düşürücü ifadeler, toplum içinde rencide edici davranışlar ve fiziksel zarar tehdidi; eşin kişilik haklarına açık saldırı oluşturur. Bu fiiller, yalnızca taraflar arasındaki güven bağını ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda aile hukukunun korunmasını amaçladığı ortak yaşamın temel unsurlarını da aşındırır. Yargıtay, eşe karşı söylenen ağır hakaretlerin ve tehdit söylemlerinin boşanma için “ağır kusur” oluşturduğu yönünde istikrarlı içtihatlara sahiptir.

Olağan Tartışma ile Şiddet İçeren Tutumların Ayrımı

Evlilik birliği içinde zaman zaman tartışmaların yaşanması olağan kabul edilmekle birlikte, süreklilik arz eden hakaret ve tehdit söylemleri “olağan tartışma sınırları” içinde değerlendirilemez. Bu ayrımın yapılması, hem kusur tespiti hem de tazminat ve nafaka sonuçları bakımından önem arz eder. Mahkemeler, taraflar arasındaki münferit tartışmaları değil, sistematik ve onur kırıcı nitelikteki söz ve davranışları boşanmaya temel teşkil eden olgular olarak kabul etmektedir.

Kusur Değerlendirmesi Bakımından Psikolojik Şiddetin Önemi

Sistematik Baskı ve Eşit Kusur İddiasının Değerlendirilmesi

Psikolojik şiddet içeren davranışların varlığı hâlinde, kusur çoğunlukla bu davranışları sergileyen eş üzerinde yoğunlaşır. Mağdur eşin zaman zaman tartışmaya girme veya tepki gösterme davranışları, Yargıtay içtihatlarında genellikle “haksız tahrik” kapsamında değerlendirilmekte; bu durum ağır kusurlu eşin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla psikolojik şiddetin varlığının ispatı, kusur dağılımını doğrudan etkileyen belirleyici bir unsurdur.

Psikolojik Şiddetin Evliliğin Devamına Etkisi

Yoğun, sürekli ve onur kırıcı nitelikteki baskı ve tehdit davranışlarının bulunduğu bir evlilikte, ortak yaşamın devamını eşten beklemek mümkün değildir. Bu nedenle psikolojik şiddet, yalnızca boşanmanın kabulü bakımından değil, tazminat, nafaka ve velayet değerlendirmeleri açısından da temel belirleyici unsurlardan biri olarak kabul edilir.

Psikolojik Şiddetin Türleri ve Yargıtay’ın Değerlendirme Ölçütleri

Psikolojik şiddet, aile hukukunda tek bir davranışla sınırlı olmayan, eşin ruhsal bütünlüğüne, onuruna ve kişilik haklarına yönelik çok boyutlu saldırıları ifade eden bir kavramdır. Fiziksel iz bırakmayan bu şiddet türü; baskı, yıldırma, değersizleştirme, kontrol etme, tehdit ve izolasyon gibi farklı davranış biçimlerinin birleşiminden oluşur. Yargıtay, psikolojik şiddeti yalnızca taraflar arasındaki uyumsuzluk veya sıradan tartışmaların ötesinde, sistematik nitelikte ve mağdur eş üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğuran davranışlar olarak tanımlar. Bu nedenle somut olayın değerlendirilmesinde, davranışların mahiyeti kadar yoğunluğu, sürekliliği ve taraflar arasındaki güç dengesine etkisi de önem taşır.

Sürekli Küçümseme, Aşağılama ve Değersizleştirme Davranışları

Psikolojik şiddetin en yaygın türlerinden biri, eşin sistematik biçimde küçümsenmesi, yetersiz hissettirilmesi ve kişilik değerlerine saldırı niteliğinde söz ve davranışlara maruz bırakılmasıdır. Eşin dış görünüşüne, mesleğine, sosyal çevresine veya aile bireylerine yönelik aşağılayıcı söylemler; alay, hor görme ve küçük düşürme amaçlı ifadeler, kişilik haklarına ağır saldırı niteliğindedir. Bu tür davranışların süreklilik arz etmesi, mağdur eşin psikolojik bütünlüğünü zedelediği gibi, evlilik birliği içinde güven, saygı ve eşitlik temellerini ortadan kaldırır.

Yargıtay, eşin sürekli olarak küçümsenmesi, aşağılanması ve horlanmasının evlilik birliğini çekilmez hale getirdiğini kabul etmekte; bu fiilleri boşanma için ağır kusur saymaktadır. Özellikle toplum içinde yapılan aşağılamalar, mağdur eşin sosyal statüsünü ve kişisel itibarını zedelediği için daha ağır değerlendirilmekte ve kusur tespitinde belirleyici rol oynamaktadır.

Sosyal İzolasyon, Kontrolcü Davranışlar ve Ekonomik Baskı

Psikolojik şiddet yalnızca sözlü saldırılarla sınırlı değildir. Eşin sosyal çevresinden koparılması, arkadaşları veya ailesiyle görüşmesinin engellenmesi, sürekli kontrol edilmesi, iletişim araçlarının baskı aracı olarak kullanılması ve ekonomik olarak bağımlı hale getirilmesi de psikolojik şiddetin önemli bileşenlerindendir. Bu tür davranışlar, eşin yaşam alanını daraltarak onu bağımlı, pasif ve kontrol edilebilir bir konuma sürükler.

Mahkemeler, diğer eş üzerinde baskı ve tahakküm kurma amacı taşıyan bu davranışları, evlilik birliğinin sağlıklı şekilde yürütülmesini engelleyen ağır kusur niteliğinde fiiller olarak değerlendirmektedir. Ekonomik kısıtlama yoluyla baskı kurulması, eşin çalışma hayatına müdahale edilmesi, izin almadan dışarı çıkmasının engellenmesi veya sürekli gözetim altında tutulması, evlilik ilişkisinin doğasına aykırı nitelikte fiillerdir.

Tehdit, Gözdağı ve Korku Yaratmaya Yönelik Söylemler

Tehdit içerikli söz ve davranışlar, psikolojik şiddetin en ağır biçimlerinden biridir. Eşin fiziksel zarar, maddi kayıp, ifşa edilme, sosyal itibarının zedelenmesi veya çocuklarla ilişkisinin kesilmesi gibi konularda tehdit edilmesi, mağdur eş üzerinde korku, kaygı ve güvensizlik yaratır. Yargıtay, bu tür davranışları hem kişilik haklarına saldırı hem de evlilik birliğini temelinden sarsan ağır kusur olarak kabul eder.

Tehdidin tek bir kez gerçekleşmiş olması dahi, mağdur eş üzerinde ciddi bir etki yaratmışsa boşanma bakımından önemlidir. Ancak tehdit davranışının süreklilik göstermesi veya uyuşmazlıkların çözümünde sistematik bir araç olarak kullanılması, kusurun ağırlığını artırır. Mahkemeler, tehdidin niteliğini değerlendirirken sözlerin içeriği, tarafların önceki ilişkileri, tehditin gerçekleşme olasılığı ve mağdur eş üzerindeki etkilerini birlikte dikkate alır.

Yargıtay’ın Psikolojik Şiddete İlişkin Değerlendirme Ölçütleri

Davranışların Sürekliliği ve Yoğunluğu

Yargıtay’ın psikolojik şiddet değerlendirmesindeki temel ölçütlerden biri davranışların süreklilik göstermesi ve eş üzerinde kalıcı etki yaratmasıdır. Olayın münferit bir tartışma kapsamında mı yoksa sistematik baskı niteliğinde mi değerlendirileceği, kusur tespitinin yönünü belirler. Eşin belli aralıklarla ve düzenli biçimde aşağılanması, tehdit edilmesi veya kontrol altına alınmaya çalışılması, psikolojik şiddetin varlığını gösteren en güçlü işaretler arasındadır.

Kişilik Haklarına Etkisi ve Objektif Ölçütler

Yargıtay, psikolojik şiddet değerlendirmesinde ağırlıklı olarak objektif kriterlerden yararlanır. Bu kapsamda, davranışların mağdur eşin kişilik haklarını, ruhsal bütünlüğünü, sosyal yaşamını ve özsaygısını nasıl etkilediği incelenir. Mahkemeler, mağdur eşin kişisel duyarlılığından ziyade, makul bir insanın benzer koşullarda nasıl etkileneceği esasını dikkate alır.

Somut Olayın Özelliklerine Göre Değerlendirme

Psikolojik şiddet, her aile yapısında ve her olayda farklı şekillerde ortaya çıkabileceği için, Yargıtay somut olayın tüm koşullarını birlikte değerlendirir. Tarafların sosyal, kültürel ve ekonomik yapıları, evliliğin süresi, taraflar arasındaki iletişim biçimi, daha önce yaşanan olaylar ve şiddetin evlilik birliği üzerindeki etkileri her somut olayda ayrı ayrı ele alınır. Bu nedenle psikolojik şiddet olgusunun tespiti, standart tek bir ölçütle değil, olayın bütünselliği içinde yapılmaktadır.

Psikolojik Şiddetin Fiziksel Şiddetle Kıyaslanması

Yargıtay birçok kararında, psikolojik şiddetin fiziksel şiddet kadar yıkıcı olabileceğini vurgulamıştır. Özellikle uzun süre devam eden, tehdit ve baskı içeren davranışların mağdur eş üzerinde yarattığı etki, fiziksel şiddetin sonuçlarına benzer düzeyde olabilmektedir. Bu nedenle psikolojik şiddet, boşanma davalarında kusurun ağırlığı bakımından fiziksel şiddetle eşdeğer kabul edilmektedir.

Hakaret, Küfür, Aşağılama ve Tehdit İçeren Söylemlerin Hukuki Niteliği

Boşanma hukukunda hakaret, küfür, tehdit ve aşağılama içeren söz ve davranışlar, eşin kişilik haklarına yönelik ağır ihlaller kapsamında değerlendirilir. Bu tür davranışlar, TMK m.185 ve m.186’da düzenlenen sadakat, saygı ve dayanışma yükümlülüklerinin açık ihlali niteliğindedir. Evlilik birliği içinde tarafların zaman zaman tartışma yaşamaları olağan kabul edilse de, sistematik biçimde veya yoğunluk arz edecek şekilde sarf edilen onur kırıcı ifadeler, evlilik birliğini objektif olarak çekilmez hale getirir. Bu nedenle söz konusu davranışlar, TMK m.166/1 kapsamında boşanma sebebi oluşturur ve kusur değerlendirmesinde ağır kusur kategorisinde yer alır.

Hakaret İçeren Sözlerin Kişilik Haklarına Etkisi

Hakaret içerikli söylemler, eşin toplum içindeki saygınlığını, özsaygısını ve kişisel bütünlüğünü hedef alır. Eşe yönelik “yetersiz”, “ahlaksız”, “değersiz”, “beceriksiz” gibi aşağılayıcı sıfatlar; sinkaflı küfürler; toplum içinde küçük düşürmeye yönelik ifadeler ve eşin şeref ve haysiyetini zedelemeye yönelik söylemler, kişilik haklarının özüne yönelen saldırılar olarak değerlendirilir. Yargıtay, eşe yöneltilen ağır hakaretlerin bir kez yapılmış olsa dahi, evliliğin devamını beklenemez hale getirebileceğini kabul etmektedir.

Hakaretin yoğunluğu ve söylendiği bağlam, mahkemeler açısından önem taşır. Özellikle üçüncü kişiler huzurunda gerçekleşen hakaretler, mağdur eşin sosyal statüsünü ve psikolojik bütünlüğünü daha ağır şekilde zedelediği için kusur değerlendirmesinde daha güçlü etkiye sahiptir. Bu nedenle toplum içinde eşin küçük düşürülmesi, sıradan bir tartışma olarak değil, ağır kusur kapsamında değerlendirilir.

Küfür ve Aşağılama Niteliğindeki Davranışların Değerlendirilmesi

Evlilik birliği içinde küfür, kaba sözler veya küçük düşürmeye yönelik ifadeler sıkça rastlanan uyuşmazlık konularındandır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, eşe yönelik ağır küfürler; ister sözlü ister mesaj yoluyla gerçekleşmiş olsun, evlilik birliği için temel güven ve saygı unsurunu ortadan kaldırır. Bu nedenle küfür içeren davranışlar, mahkemeler tarafından doğrudan boşanma sebebi olarak kabul edilen ağır kusur niteliğinde fiillerdir.

Aşağılayıcı söylemler yalnızca kaba hitap biçimlerinden ibaret değildir. Eşin toplumdaki konumunu küçümsemek, mesleğini veya aile çevresini itibarsızlaştırmak, fiziksel görünümüyle alay etmek gibi davranışlar da kişilik haklarına saldırı niteliği taşır. Bu tür davranışların süreklilik arz etmesi, mağdur eş üzerinde derin psikolojik etkiler yaratır ve evlilik birliğinin fiilen sona ermesine yol açar.

Tehdit Davranışlarının Hukuki Niteliği

Tehdit, psikolojik şiddetin en ağır biçimlerinden biridir. Eşin fiziksel zarar görmesi, ekonomik olarak sıkıntıya düşmesi, çocuklarla ilişkisinin kısıtlanması veya özel yaşamının ifşa edilmesi gibi konularda tehdit edilmesi; mağdur eş üzerinde ciddi bir korku ve güvensizlik ortamı yaratır. Yargıtay, tehdidin bir kez gerçekleşmiş olmasını dahi boşanma bakımından önemli görmekte; özellikle eşin hayatına veya beden bütünlüğüne yönelik tehditleri ağır kusur olarak değerlendirmektedir.

Tehdidin sistematik hale gelmesi veya uyuşmazlıkların çözümünde bir “baskı aracı” olarak kullanılması durumunda, evlilik birliği sağlıklı biçimde sürdürülemez hâle gelir. Bu nedenle tehdidin niteliği, söylenme biçimi, tarafların önceki ilişkileri, tehdidin gerçekleşme “ciddiyeti” ve mağdur eş üzerindeki etkileri mahkemeler tarafından titizlikle değerlendirilir.

Sözlü Şiddetin Kusur Dağılımındaki Belirleyici Rolü

Sıradan Tartışma ile Aşağılama ve Tehdidin Ayrımı

Boşanma davalarında en çok karşılaşılan savunmalardan biri, hakaret ve tehdit içeren davranışların “tartışma anında söylenen sözler” olduğu yönündedir. Ancak Yargıtay, tartışmanın olağan sınırlarını aşan, sistematik ve onur kırıcı nitelikteki ifadeleri sıradan tartışma kapsamında değerlendirmez. Hakaret ve tehdit içeren sözler, taraflar arasındaki geçici öfke anından bağımsız olarak evlilik birliğini temelinden sarsan ağır fiiller olarak kabul edilir.

İlk Haksız Hareket ve Eşit Kusur Savunmalarının Değerlendirilmesi

Hakaret ve tehdit fiilleri çoğu durumda ilk haksız hareket olarak kabul edilir. Mağdur eşin zaman zaman tepkisel davranışlarda bulunması, bağırması veya tartışmaya girmesi, bu ağır kusurun etkisini ortadan kaldırmaz. Yargıtay, psikolojik şiddet altındaki eşin davranışlarını çoğu kez “haksız tahrik altında verilen karşılıklar” olarak nitelendirmekte ve ağır kusurlu eşin sorumluluğunu kaldırmamaktadır. Bu nedenle hakaret ve tehdit içeren fiiller kusur tespitinde belirleyici ağırlığa sahiptir.

Psikolojik Şiddet ve Hakaretin Boşanma Davasında Delillerle İspatı

Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içerikli davranışların boşanma davasında ileri sürülmesi tek başına yeterli değildir; bu iddiaların somut, hukuka uygun ve mahkeme tarafından değerlendirilebilir delillerle desteklenmesi gerekir. Aile hukukunda ispat yükü, iddia eden taraftadır. TMK ve HMK’nın genel hükümleri gereğince, taraflar, ileri sürdükleri olayları her türlü hukuka uygun delille ispat edebilirler. Ancak psikolojik şiddetin soyut ve görünmez niteliği, ispat sürecini fiziksel şiddete kıyasla daha karmaşık hâle getirir. Bu nedenle delillerin nitelikli, tutarlı ve olayın bütünselliği ile uyumlu olması kritik öneme sahiptir.

Elektronik İletişim Kayıtları: WhatsApp, SMS ve Sosyal Medya Mesajları

Boşanma davalarında en sık başvurulan delillerden biri, eşler arasındaki elektronik yazışmalardır. WhatsApp mesajları, SMS kayıtları, e-posta yazışmaları ve sosyal medya üzerinden gönderilen mesajlar; hakaret, tehdit ve psikolojik baskıyı açıkça ortaya koyabilen somut delillerdir. Bu tür delillerin hukuka uygun elde edilmesi şarttır. Yargıtay, taraflardan birinin diğerinin telefonunu veya hesabını hukuka aykırı şekilde ele geçirerek elde ettiği mesajların delil niteliğini reddedebilmektedir. Buna karşılık, eşlere ait telefonlarda karşılıklı yapılan konuşmalar, tarafların kendi iradeleriyle oluşturduğu iletişim kayıtları olduğu için çoğunlukla hukuka uygun kabul edilir.

Mesaj içeriklerinin mahkemeye sunulması sırasında süreklilik, tarih sıralaması ve bağlam bütünlüğü büyük önem taşır. Yalnızca seçilmiş bir cümlenin sunulması, psikolojik şiddetin tüm boyutlarını göstermez. Bu nedenle uzun dönemli yazışmaların tamamının sunulması, hem davranışın sürekliliğini hem de tehdidin ve hakaretin yoğunluğunu ispat açısından güçlendirir.

Ses Kayıtları ve Hukuka Uygunluk Sorunu

Psikolojik şiddet ve tehdit içeren ifadeler çoğu zaman taraflar arasında sözlü olarak gerçekleştiğinden, ispat bakımından ses kayıtlarının önemi büyüktür. Ancak ses kayıtlarının hukuka uygunluğu, aile hukukunda çok tartışılan bir konudur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, bir kişi kendisinin taraf olduğu bir konuşmayı kaydediyorsa ve bu kayıt başka türlü ispatı mümkün olmayan bir haksız saldırının tespiti için zorunluysa, kayıt hukuka uygun kabul edilebilir. Buna karşılık, taraf olmadığı bir konuşmayı gizlice kaydetmek kesin olarak hukuka aykırıdır.

Dolayısıyla tehdit, şantaj, ağır hakaret gibi davranışların ispatı bakımından mağdur eşin kendisine yöneltilen sözlü saldırıları kaydetmesi, çoğu somut olayda hukuka uygun delil olarak kabul edilebilmektedir. Bu kayıtların doğruluğu, bütünlüğü ve kesintisiz şekilde sunulması mahkeme değerlendirmesinde önem taşır.

Tanık Beyanlarının Rolü

Psikolojik şiddetin çoğu zaman kapalı alanlarda gerçekleşmesi nedeniyle tanık beyanları önemli bir ispat aracıdır. Aile bireyleri, komşular, arkadaşlar veya yakın çevre; eşin maruz kaldığı baskı ve tehditleri, tartışmaların yoğunluğunu, hakaretlerin varlığını veya mağdur eşin ruhsal durumundaki değişiklikleri aktarabilir. Yargıtay, tanık beyanlarının çelişmemesi, olaylarla uyumlu olması ve makul bir kanaat oluşturması halinde bu delile ciddi önem verir.

Tanık beyanlarının güvenilirliği, tanık ile taraflar arasındaki yakınlık ilişkisi, tanığın olaylara ne ölçüde tanık olduğu, olay sırasındaki konumu ve anlatımının tutarlılığı dikkate alınarak değerlendirilir. Mahkemeler, tanığın doğrudan gözlemlerine dayanan ifadeleri, duyuma dayalı beyanlara kıyasla daha güçlü delil kabul eder.

Tıbbi Kayıtlar ve Psikolojik Değerlendirme Raporları

Psikolojik şiddet çoğu zaman mağdur eşin ruhsal ve fiziksel sağlığını etkiler. Bu nedenle psikiyatri başvuruları, terapi kayıtları, stres bozukluğu, depresyon veya kaygı gibi tanıları gösteren tıbbi belgeler delil niteliği taşır. Mahkemeler, tıbbi belgeleri tek başına değil, diğer delillerle birlikte değerlendirir; ancak belgeler psikolojik etkilenmenin objektif bir göstergesini sunduğu için önemli bir tamamlayıcı delildir.

Ayrıca aile içi şiddet birimleri, psikolojik destek merkezleri veya polise yapılan başvurular da mahkeme açısından güvenilir resmi belge niteliği taşır. Bu tür belgeler, psikolojik şiddetin yoğunluğunu ve devamlılığını gösteren somut verilerdir.

Delillerin Hukuki Değeri ve Mahkemenin Takdir Yetkisi

İspatın Sübjektif Değil, Objektif Ölçütlerle Yapılması

Mahkemeler, psikolojik şiddet ve tehdit iddialarını değerlendirirken yalnızca mağdur eşin kişisel beyanı ile yetinmez; olayların makul bir insan üzerinde yaratacağı etkiyi esas alır. Bu nedenle delillerin birlikte değerlendirilmesi, olayın bütünselliğine uygun bir kanaat oluşturulması esastır. Hakaret, tehdit veya baskı içeren davranışların bir kısmının ispatlanması dahi, süreklilik gösteren bir psikolojik şiddet sürecinin varlığına işaret edebilir.

Deliller Arası Çelişki ve Tutarlılık İncelemesi

Mahkeme; mesaj içerikleri, tanık beyanları, kayıtlar ve tıbbi belgeler arasında tutarlılık olup olmadığını inceler. Çelişen deliller, iddianın gücünü zayıflatırken; birbiriyle uyumlu, kronolojik olarak bütünlük gösteren deliller psikolojik şiddetin varlığını güçlendiren nitelikte kabul edilir. Bu nedenle delillerin sistematik biçimde hazırlanması ve mahkemeye sunulması önem taşır.

Sonuç: İspat Yükünün Karşılanması ve Yargılama Üzerindeki Etkisi

Psikolojik şiddetin soyut niteliği nedeniyle delillerin doğru seçilmesi ve hukuka uygun şekilde elde edilmesi kritik öneme sahiptir. Somut, süreklilik gösteren ve birbiriyle uyumlu delillerin sunulması; hem kusur tespitini hem de tazminat, nafaka ve velayet değerlendirmelerini doğrudan etkiler. Bu nedenle psikolojik şiddet iddiasının teknik ve hukuki açıdan güçlü bir delillendirme ile desteklenmesi, boşanma davasının seyri bakımından belirleyici rol oynar.

Psikolojik Şiddet, Hakaret ve Tehdidin Kusur Dağılımına Etkisi

Boşanma davalarında kusur değerlendirmesi, yalnızca tarafların birbirine yönelttiği iddiaların ağırlığıyla değil, bu iddiaların hukuken hangi kategoriye girdiği ve evlilik birliği üzerindeki objektif etkileriyle belirlenir. Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışlar; sadakat, saygı, birlikte yaşama ve eşitlik esasına dayanan evlilik birliğinin temel yükümlülüklerini ihlal eden ağır kusur niteliğindeki fiillerdir. Bu nedenle bu tür davranışlarda bulunan eş, çoğu somut olayda ağır kusurlu kabul edilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında psikolojik şiddet ve tehdit, evlilik birliğini sürdürmeyi objektif olarak imkânsız hâle getiren, kusur bakımından en yüksek ağırlığa sahip olgulardan biri olarak değerlendirilir.

Ağır Kusur Niteliği ve Yargıtay’ın Yaklaşımı

Hakaret, tehdit ve psikolojik baskı içeren davranışlar, evlilik birliğinin taraflar arasında kurulu olan güven ve saygı bağını ortadan kaldırır. Yargıtay, sürekli hakaret, aşağılama ve tehdit davranışlarını, “evliliğin temelinden sarsılması için yeterli ağır kusur” olarak tanımlar. Bu tür davranışların bir kez gerçekleşmiş olması dahi, evlilik birliğini çekilmez hâle getirebilecek yoğunluk taşıyorsa ağır kusur kabul edilmesi mümkündür.

Özellikle toplum içinde yapılan aşağılamalar, sinkaflı hakaretler, eşe yönelik çocuklarla ilişkisinin kısıtlanacağı, zarar verileceği yönünde tehditler veya ekonomik baskı ile kontrol etme gibi fiiller, ağır kusur kategorisinde doğrudan belirleyici davranışlardır. Yargıtay, psikolojik şiddetin süreklilik göstermesi hâlinde, kusur bakımından fiziksel şiddetle aynı ağırlıkta değerlendirme yapmaktadır.

Karşılıklı Kusur İddialarının Değerlendirilmesi

Boşanma davalarında sık karşılaşılan savunmalardan biri, tarafların birbirine yönelik karşılıklı kusur iddialarıdır. Ancak psikolojik şiddet, hakaret veya tehdit içeren davranışların varlığı hâlinde, diğer eşin zaman zaman gösterdiği tepkiler ağır kusuru ortadan kaldırmaz. Mahkemeler, mağdur eşin olaylar karşısında verdiği tepkileri genellikle “ikincil” veya “haksız tahrik altında gelişen” davranışlar olarak değerlendirmekte; bu nedenle psikolojik şiddet uygulayan eşin kusurunun baskın ve asli kusur olduğunu kabul etmektedir.

Örneğin psikolojik baskı altındaki eşin zaman zaman bağırması, tartışma çıkarması veya duygusal tepki göstermesi, ağır kusurlu eşin sorumluluğunu hafifletmez. Bu durum, kusur dağılımının simetrik değil; davranışların ağırlığı, sürekliliği ve taraflar arasındaki güç ilişkileri dikkate alınarak yapılmasını gerektirir. Dolayısıyla “eşit kusur” savunması psikolojik şiddet içeren olaylarda çoğunlukla kabul görmez.

İlk Haksız Hareketin Belirlenmesi

Kusur değerlendirmesinde önemli kavramlardan biri “ilk haksız hareket”tir. Yargıtay, psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışların çoğu olayda ilk haksız hareket niteliğinde olduğunu kabul eder. Çünkü evlilik birliğinde beklenen temel davranış modeli, saygı ve güven ilişkisine dayanır. Bu temelin bozulması, ilk olarak ağır kusurlu davranışların ortaya çıkmasıyla gerçekleşir.

Eğer bir eşin tehdit, hakaret veya sürekli aşağılayıcı davranışlar sergilediği ispatlanırsa, diğer eşin buna gösterdiği tepkiler “mukabele niteliğinde” kabul edilir ve kusur değerlendirmesinde belirleyici etkiye sahip olmaz. Bu nedenle ilk haksız hareketin kim tarafından yapıldığı, kusurun belirlenmesi açısından kritik bir parametredir.

Kusur Tespitinde Yoğunluk ve Süreklilik Ölçütleri

Davranışların Sürekliliği ve Evlilik Birliği Üzerindeki Etkisi

Psikolojik şiddetin kusur tespitine etkisi, yalnızca davranışın varlığıyla değil, aynı zamanda yoğunluğu ve sürekliliği ile belirlenir. Süreklilik gösteren hakaret, tehdit ve aşağılama davranışları, evlilik birliğini yalnızca sarsmakla kalmaz, taraflardan birinin ruhsal ve sosyal bütünlüğünü de zedeler. Mahkemeler, davranışların uzun bir süre boyunca tekrar etmiş olmasını, kusurun ağırlığını artıran bir unsur olarak görür.

Örneğin, eşin sürekli olarak aşağılandığını, tehdit edildiğini veya kontrol altına alındığını gösteren mesaj kayıtları, ses kayıtları ve tanık beyanları; kusurun ağırlığını belirleyen en güçlü delillerdendir. Bu tür davranışların süreklilik göstermesi, evlilik birliğinin devamının makul bir insandan beklenemeyeceğini açıkça ortaya koyar.

Kusurun Sonuçlara Etkisi: Tazminat, Nafaka ve Velayet

Kusur tespitinin en somut etkilerinden biri, boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerdir. Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit davranışlarını sergileyen eş, çoğu somut olayda maddi ve manevi tazminat bakımından sorumlu olur. TMK m.174/1 ve m.174/2 kapsamında maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesi, mağdur eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması şartına bağlıdır. Psikolojik şiddetin ağır kusur kabul edilmesi, bu şartı büyük ölçüde sağlar.

Ayrıca tehdit ve psikolojik baskı uygulayan eşin velayet konusunda olumsuz değerlendirilmesi mümkündür. Çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince, şiddet davranışı sergileyen veya psikolojik baskı uygulayan eşin velayet açısından yetersiz bulunması sık rastlanan bir uygulamadır. Bu nedenle kusur tespiti, yalnızca boşanmanın kabulü için değil, çocuğun velayetinin belirlenmesi için de kritik bir rol oynar.

Genel Değerlendirme

Kusur dağılımı, psikolojik şiddetin yoğunluğu, süresi ve mağdur eş üzerindeki etkileri dikkate alınarak yapılır. Psikolojik şiddet ve tehdit davranışlarının varlığı çoğu durumda ağır kusurlu eşin kim olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu nedenle delillerle desteklenen bir psikolojik şiddet iddiası; boşanmanın kabulü, tazminatın belirlenmesi, nafakanın düzenlenmesi ve velayet kararlarının verilmesi açısından belirleyici bir hukuki sonuç doğurur.

Bu Davranışların Tazminat, Nafaka ve Velayet Üzerindeki Sonuçları

Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışların boşanma davasındaki en önemli etkilerinden biri, boşanmanın fer’i sonuçlarının belirlenmesi aşamasında ortaya çıkar. TMK m.174 ve m.175 çerçevesinde tazminat, nafaka ve velayet gibi konuların değerlendirilmesinde kusur oranı, davranışların ağırlığı ve evlilik birliği üzerinde yarattığı etkiler dikkate alınır. Psikolojik şiddetin ağır kusur niteliğinde kabul edilmesi, çoğu durumda mağdur eşin maddi ve manevi tazminat taleplerinin güç kazanmasını sağlar. Aynı şekilde tehdit ve baskı içeren davranışlar, velayet ve kişisel ilişki düzenlemelerinde çocuğun üstün yararı ilkesi bakımından önemli bir rol oynar.

TMK m.174 Kapsamında Maddi Tazminat

Maddi tazminat, boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen eşe ödenir. Psikolojik şiddet uygulayan, hakaret eden veya tehdit davranışlarında bulunan eş, evlilik birliğinin sona ermesine ağır kusuru ile neden olduğundan, mağdur eşin maddi tazminat talebinin kabul edilmesi çoğunlukla mümkündür. Maddi tazminat değerlendirilirken, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilik süresi, mağdur eşin boşanma sonrası yaşayacağı gelir kaybı ve hayat standardındaki düşüş dikkate alınır.

Psikolojik şiddetin yoğunluğu, sürekliliği ve mağdur eş üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin ispatlanması; tazminat miktarının belirlenmesinde ciddi bir ölçüt teşkil eder. Özellikle tehdit ve baskı içeren davranışların, mağdur eşin mesleki hayatına, sosyal çevresine veya ekonomik bağımsızlığına zarar vermesi hâlinde, maddi tazminatın artırılması mümkündür. Yargıtay, psikolojik şiddet nedeniyle evlilik birliğinin sona erdiği olaylarda, maddi tazminat talebini çoğu kez haklı bulmakta; ağır kusurlu eşin ekonomik sorumluluğunu vurgulamaktadır.

TMK m.174/2 Kapsamında Manevi Tazminat

Manevi tazminat, kişilik haklarına saldırının yarattığı elem ve üzüntünün giderilmesi amacıyla ödenir. Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışlar doğrudan kişilik haklarına yöneldiğinden, manevi tazminat bakımından en güçlü gerekçelerden birini oluşturur. Yargıtay, eşin sürekli tehdit edilmesi, aşağılanması, değersizleştirilmesi veya korku altında yaşamak zorunda bırakılmasını kişilik haklarına ağır saldırı olarak nitelendirmektedir.

Manevi tazminatın belirlenmesinde şu ölçütler dikkate alınır:

  • Psikolojik şiddetin yoğunluğu ve süresi,
  • Tehdit davranışlarının mağdur eş üzerindeki etkisi,
  • Hakaretin niteliği ve gerçekleşme biçimi (örneğin toplum içinde yapılması),
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumları,
  • Mağdur eşin ruhsal ve psikolojik durumundaki bozulma.

Özellikle toplum içinde yapılan ağır hakaretler ve eşin yaşamına veya fiziksel bütünlüğüne yönelik tehditler, manevi tazminat miktarını artırıcı etkiye sahiptir. Yargıtay’ın birçok kararında psikolojik şiddetin mağdur eşte ciddi ruhsal travmalar yarattığının tespit edilmesi hâlinde, manevi tazminata hükmedilmesinin zorunlu olduğu vurgulanmaktadır.

Nafaka Değerlendirmelerine Etkisi

Psikolojik şiddet ve tehdit içeren davranışların nafaka üzerindeki etkisi iki yönlüdür: tedbir nafakası ve yoksulluk nafakası. TMK m.169 uyarınca dava sürecinde mağdur eşin korunması için tedbir nafakası talep edilebilir. Psikolojik baskı ve tehdit altında bulunan eşin ekonomik açıdan da zorluk yaşaması sık karşılaşılan bir durum olduğundan, tedbir nafakasına hükmedilmesi yüksek olasılıktır.

Yoksulluk nafakası bakımından ise kusur unsuru önemlidir. TMK m.175 gereğince, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eş nafaka talep edebilir; ancak ağır kusurlu eş nafaka talep edemez. Psikolojik şiddet uygulayan eşin ağır kusurlu kabul edilmesi, mağdur eşin nafaka talebini güçlendirir ve talebin reddedilmesi ihtimalini azaltır.

Velayet ve Kişisel İlişki Düzenlemelerinde Psikolojik Şiddetin Etkisi

Psikolojik şiddetin boşanma hukukundaki en önemli sonuçlarından biri, velayet değerlendirmeleridir. Türk hukukunda velayet kararı verilirken temel ölçüt “çocuğun üstün yararı”dır. Tehditkar, saldırgan, baskıcı veya öfke kontrolü zayıf bir ebeveynin velayet açısından uygun görülmemesi çok sık rastlanan bir uygulamadır. Bu nedenle psikolojik şiddet uygulayan eş, çoğu olayda velayet açısından dezavantajlı konuma düşer.

Mahkemeler, çocuğun ruhsal ve duygusal gelişimi için güvenli bir ortamın varlığını zorunlu kabul eder. Şiddet davranışı sergileyen veya eşine psikolojik baskı uygulayan kişinin ebeveynlik kapasitesinin sınırlı olduğu değerlendirilir. Bu kapsamda psikolojik şiddetin:

  • çocuğun güvenlik algısını zedelemesi,
  • ev içi huzuru bozması,
  • çocukla sağlıklı iletişim kurulmasını engellemesi,
  • çocuğun ebeveynlerinden birine yönelmiş şiddete tanıklık etmesine neden olması

gibi etkileri, velayet kararlarında kritik bir rol oynar. Ayrıca kişinin tehdit veya hakaret içerikli davranışlarının, çocuğun kişisel ilişkisini olumsuz etkileme ihtimali bulunması hâlinde, kişisel ilişki sınırlandırılabilir veya tüketilebilir.

Genel Sonuç

Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit davranışları yalnızca boşanmanın kabul edilmesi bakımından değil; tazminat, nafaka ve velayet gibi en temel hukuki sonuçlar bakımından da belirleyici niteliktedir. Mağdur eşin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması, ekonomik güvenliğinin sağlanması ve çocuğun üstün yararı ilkesinin gözetilmesi açısından bu davranışların kusur olarak doğru tespiti kritik öneme sahiptir. Bu nedenle psikolojik şiddetin varlığı halinde, boşanma davasının fer’i sonuçları çoğunlukla mağdur eş lehine şekillenmektedir.

Psikolojik Şiddet ve Tehdit Altındaki Eşin Korunması: Geçici Önlemler ve Tedbirler

Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışlar yalnızca boşanma kararına gerekçe oluşturan fiiller değildir; aynı zamanda mağdur eşin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü tehlikeye atan, acil hukuki koruma gerektiren olgulardır. Türk hukukunda psikolojik şiddet mağduru eş, hem TMK hükümleri hem de 6284 sayılı Kanun çerçevesinde çeşitli koruma tedbirlerinden yararlanabilir. Bu tedbirlerin amacı, yargılama sürecinin sonunu beklemeksizin eşin güvenliğini sağlamak, baskı ve tehdit ortamını ortadan kaldırmak, ekonomik ve sosyal güvenliğini geçici olarak teminat altına almak ve çocuğun üstün yararını korumaktır.

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma Kararları

Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin 6284 sayılı Kanun, psikolojik şiddeti açıkça tanımakta ve bu şiddet türüne karşı mağduru korumak amacıyla geniş bir tedbir yelpazesi öngörmektedir. Psikolojik şiddetin fiziksel şiddet kadar tehlikeli olduğunun kabul edilmesi, kanunda öngörülen tedbirlerin kapsamını genişletmiştir. Bu kapsamda, mağdur eşin talebi veya resen mahkeme kararıyla uygulanabilecek başlıca koruma tedbirleri şunlardır:

  • Fail eşin müşterek konuttan uzaklaştırılması,
  • Mağdur eşin konutunun, işyerinin ve bulunduğu alanların korunması,
  • Fail eşin mağdur ile iletişim kurmasının yasaklanması,
  • Psikolojik şiddet içeren davranışların devamını önlemek amacıyla belirli alanlara yaklaşma yasağı,
  • Mağdur eşin kimlik bilgilerinin gizlenmesi,
  • Fail eşe bir rehberlik ve davranış değiştirme programına katılma yükümlülüğü.

Bu tedbirlerin verilmesi için mağdur eşin fiziksel şiddet tehdidi altında olması şart değildir; psikolojik şiddetin varlığı ve devam etme ihtimali tek başına yeterlidir. Kanunun amacı, şiddetin başlamasını veya ilerlemesini engellemek olduğundan, koruma kararları ileriye dönük önleyici bir nitelik taşır.

Müşterek Konuttan Uzaklaştırma Tedbiri

Psikolojik şiddetin en yoğun biçimde yaşandığı alan genellikle müşterek konuttur. Tehdit, baskı, kontrol ve aşağılama içeren davranışların konut içinde gerçekleşmesi hâlinde, mağdur eşin güvenliğinin sağlanması için faile yönelik konuttan uzaklaştırma tedbiri uygulanabilir. Bu tedbir, mağdur eşin huzur ve güvenliğinin derhal sağlanması bakımından kritik önem taşır. Mahkemeler, uzaklaştırma kararı verirken tarafların beyanlarını, delilleri ve şiddetin devam etme ihtimalini değerlendirir.

Uzaklaştırma tedbiri, yalnızca fiziksel şiddete yönelik bir önlem değildir. Psikolojik baskı, tehdit, aşağılayıcı sözler ve duygusal manipülasyon içeren davranışlar da bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Mahkemeler, mağdurun ruh sağlığını tehdit eden her türlü davranışı “şiddet” kapsamında değerlendirmektedir.

Tedbir Nafakası ve Ekonomik Güvencenin Sağlanması

Psikolojik şiddetin en önemli sonuçlarından biri, mağdur eşin ekonomik bağımsızlığının zarar görmesi veya tehdit edilmesidir. Bu nedenle TMK m.169 gereğince, boşanma davası açıldığında veya devam ederken mağdur eş lehine tedbir nafakasına hükmedilebilir. Tedbir nafakası, dava süresi boyunca mağdur eşin barınma, beslenme ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçlar.

Psikolojik baskı ve tehdit altında yaşayan eşin ekonomik açıdan korunması, şiddetin yoğunluğunu azaltan ve mağdurun yargılama sürecinde güç kaybetmesini engelleyen önemli bir unsurdur. Mahkemeler, ekonomik kontrol ve baskı davranışlarını, psikolojik şiddetin bir alt türü olarak kabul ettiği için tedbir nafakasının verilmesi çoğu durumda mümkündür.

Çocukların Korunmasına Yönelik Geçici Tedbirler

Psikolojik şiddet yalnızca eşler arasındaki ilişkiyi değil, çocukların ruhsal ve duygusal bütünlüğünü de etkiler. Bu nedenle mahkemeler, boşanma davası sırasında çocuğun üstün yararını gözeterek çeşitli geçici tedbirler alabilir. Tehditkar veya baskıcı davranışlar sergileyen eşin çocuğa veya mağdur eşe yaklaşması yasaklanabilir; kişisel ilişki geçici olarak kısıtlanabilir veya denetimli hâle getirilebilir.

Ayrıca çocuğun velayeti tamamen dava sonuna bırakılmaksızın, geçici velayet kararı ile çocuğun güvenliği sağlanabilir. Mahkemeler, çocuğun psikolojik gelişimine zarar verme ihtimali bulunan ebeveyn ile temasın sınırlanmasını özellikle önemser. Bu uygulama, ev içi şiddet döngüsünün çocuğa yansımasını engellemeyi amaçlar.

Kolluk Tedbirleri ve Hızlı Koruma Mekanizması

6284 sayılı Kanun’un en önemli özelliklerinden biri, koruma tedbirlerinin sadece mahkeme tarafından değil kolluk kuvvetleri tarafından da derhal alınabilmesidir. Bu durum, psikolojik şiddet ve tehdit içeren davranışların ani ve hızlı müdahale gerektirebileceği gerçeğine dayanır. Kolluk tarafından verilen geçici tedbir kararları, mağdurun acil korunmasını sağlar ve daha sonra mahkemeye iletilerek hâkim onayına sunulur.

Bu hızlı mekanizma sayesinde mağdur eş, tehdit ve baskı altında kaldığı anda koruma talep edebilir; fail eşin mağdurla iletişim kurması, yaklaşması veya konuta girmesi kısa süre içinde engellenebilir.

Genel Değerlendirme

Psikolojik şiddetin görünmez ve çoğu zaman derin etkileri, yalnızca boşanma kararını değil, yargılama öncesi ve süresince mağdur eşin güvenliğini doğrudan ilgilendirir. Bu nedenle geçici koruma tedbirleri, psikolojik şiddet altındaki eş için hayati öneme sahiptir. Uzaklaştırma, iletişim yasağı, tedbir nafakası, geçici velayet ve kolluk tedbirleri; mağdurun hem fiziksel hem de psikolojik bütünlüğünün korunmasını amaçlayan güçlü hukuki araçlardır. Bu tedbirlerin etkin şekilde uygulanması, hem şiddetin önlenmesine hem de adil bir yargılama sürecinin sağlanmasına katkı sunar.

Uygulamada Karşılaşılan Örnek Senaryolar, Yargıtay Kararları ve Değerlendirme

Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışlar, boşanma hukukunda en sık rastlanan uyuşmazlık konularından biridir. Uygulamada bu davranışlar çoğu zaman fiziksel şiddetin öncülü olarak görülmekte; eşler arasındaki güç dengesini bozarak evlilik birliğinin temellerini zayıflatmaktadır. Bu nedenle Türk yargı pratiğinde psikolojik şiddetin tespiti, kusur dağılımı ve tazminat değerlendirmeleri bakımından giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Aşağıda psikolojik şiddetin uygulamadaki görünümünü, mahkemelerin yaklaşımını ve Yargıtay’ın benimsediği genel ilkeleri somutlaştıran örnek senaryolar ve değerlendirmeler yer almaktadır.

Örnek Senaryo 1: Sürekli Aşağılama ve Onur Kırıcı İfadeler

Birçok uyuşmazlıkta eşlerden biri, diğerini sürekli olarak küçümseyen, değersizleştiren ve kişilik haklarını zedeleyen ifadeler kullanmaktadır. Örneğin eşine “hiçbir işe yaramazsın”, “seninle evlendiğime pişmanım”, “ailen yüzünden utanıyorum” gibi sistematik söylemlerde bulunan eşin davranışları, Yargıtay tarafından açık biçimde psikolojik şiddet kabul edilmektedir. Bu tür sözlerin üçüncü kişiler huzurunda söylenmesi, kusurun ağırlığını artıran önemli bir unsurdur.

Mahkemeler, yalnızca hakaretin varlığını değil, bu davranışların mağdur eş üzerinde yarattığı uzun vadeli psikolojik etkiyi de değerlendirir. Bu gibi durumlarda, mesaj kayıtları, tanık beyanları ve terapi raporları güçlü delil niteliği taşır.

Örnek Senaryo 2: Tehdit ve Korku Yoluyla Evi Terk Ettirme

Uygulamada sık karşılaşılan durumlardan biri, eşin diğerini evden uzaklaştırmak veya kontrol etmek amacıyla tehdit etmesidir. “Bu evde sözümden çıkarsan sana gün yüzü göstermem”, “çocukları senden alırım”, “kimseye söyleme yoksa sonuçlarına katlanırsın” gibi ifadeler, Yargıtay tarafından evlilik birliğini temelinden sarsan ağır kusur olarak değerlendirilmektedir.

Bu tür olaylarda mağdur eş tehdit karşısında evi terk etmiş olsa bile, ilk haksız hareket tehdit eden eşten geldiği için terk eden eş kusurlu sayılmaz. Yargıtay, psikolojik şiddete maruz kalan eşin evi terk etmesini “mazeretli terk” olarak kabul eden kararlar vermektedir.

Örnek Senaryo 3: Ekonomik Baskı ve Kontrol Amaçlı Kısıtlamalar

Psikolojik şiddetin bir diğer görünümü ekonomik baskıdır. Eşin çalışma hayatına müdahale edilmesi, banka hesaplarına el konulması, harcama yapmasına izin verilmemesi veya sürekli maddi tehditlerle kontrol edilmeye çalışılması, mahkemeler tarafından şiddet olarak kabul edilmektedir. Bu davranışlar yalnızca TMK m.166 kapsamında boşanma sebebi oluşturmakla kalmaz; aynı zamanda tedbir nafakası ve yoksulluk nafakası taleplerini de güçlendirir.

Yargıtay, ekonomik bağımsızlığı ortadan kaldırmaya yönelik davranışları kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirmekte ve kusur tespitinde ağırlıklı unsur saymaktadır.

Örnek Senaryo 4: Çocuğun Önünde Hakaret ve Tehdit

Eşlerden birinin diğerine çocukların önünde hakaret etmesi, bağırması veya tehdit içeren sözler söylemesi, hem psikolojik şiddet hem de velayet açısından önem taşır. Çocuğun yanında gerçekleşen bu davranışlar, çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebileceğinden, mahkemeler tarafından daha ağır değerlendirilir. Çocuğun velayeti çoğu durumda psikolojik şiddet uygulayan eşten alınmakta ve kişisel ilişki sınırlı veya denetimli olarak düzenlenebilmektedir.

Bu tür olaylarda uzman pedagog ve sosyal inceleme raporları, çocuğun etkilendiğini ortaya koyan önemli delillerdir.

Yargıtay’ın Psikolojik Şiddete İlişkin Esasları

Süreklilik ve Yoğunluk Ölçütü

Yargıtay, psikolojik şiddetin varlığı için tek bir davranışın yeterli olmayabileceğini, davranışların süreklilik göstermesinin önem taşıdığını vurgulamaktadır. Ancak tehdit gibi ağır davranışların bir kez gerçekleşmesi dahi, evlilik birliğini çekilmez hâle getirecek nitelikte ise boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir.

Kişilik Haklarına Yönelik Saldırı Niteliği

Hakaret, tehdit ve aşağılama içerikli söylemler doğrudan kişilik haklarına yöneldiği için ağır kusur sayılmaktadır. Yargıtay, kişilik haklarına yönelik saldırıların evliliğin temel unsurlarını zedelediği ve güven ilişkisinin geri dönülmez biçimde sarsılmasına yol açtığı görüşündedir.

Delillerin Bütünsel Değerlendirilmesi

Yargıtay, psikolojik şiddet iddialarında delillerin tek tek değil, bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgular. Mesaj kayıtları, tanık beyanları, ses kayıtları ve tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde psikolojik şiddetin görünüm biçimi daha net ortaya çıkar.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Psikolojik şiddet, hakaret ve tehdit içeren davranışlar; Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü genel boşanma sebebinin en belirgin görünüm biçimlerinden biridir. Bu davranışlar, evlilik birliğini temelinden sarstığı gibi, taraflar arasındaki güven ve saygıyı da geri dönülmez şekilde ortadan kaldırır. Bu nedenle boşanma davalarında psikolojik şiddetin doğru tanımlanması, delillerle güçlü biçimde ortaya konulması ve kusur değerlendirmesinin somut olgulara dayanması büyük önem taşır.

Mahkemeler, psikolojik şiddet iddialarını yalnızca taraf beyanlarıyla değil; delillerin bütünselliği, davranışların sürekliliği ve evlilik birliği üzerindeki somut etkileri çerçevesinde değerlendirir. Bu nedenle psikolojik şiddet olgusu, boşanmanın kabulü, tazminat, nafaka ve velayet kararları bakımından belirleyici bir hukuki ağırlığa sahiptir.

Evlilik birliği içerisinde tehdit, hakaret, aşağılama veya baskı gören eşin hukuki haklarını etkin biçimde kullanması, hem kendisinin hem de çocuklarının ruhsal ve fiziksel güvenliği açısından zorunludur. Psikolojik şiddet, artık yalnızca sosyal bir olgu değil, mahkemeler tarafından açık şekilde tanınan ve ciddi hukuki sonuçlar doğuran bir davranış biçimidir.

İletişim

Boşanma hukuku, velayet, nafaka, tazminat ve aile hukukuna ilişkin tüm uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti almak için Avukat İnanç Eker Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.

Avukat İnanç Eker

Adres: Barbaros Mahallesi, Mor Menekşe Sokak, Deluxia Suites Sitesi, No: 3A, Kat 12, Daire 155, Ataşehir / İstanbul

GSM: +90 532 245 74 66

Dahili Telefon: 0 216 514 74 04

E-posta: info@inanceker.av.tr

Web Sitesi: inanceker.av.tr

Google Maps: Konumu Görüntüle

Hukuki süreçlerinizi değerlendirmek ve randevu oluşturmak için yukarıdaki iletişim kanallarından tarafımıza ulaşabilirsiniz.

Merhaba. Telefon Yardım Hattımıza Hoşgeldiniz. Nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Bize haritadan kolayca ulaşabilirsiniz.