Menfi Tespit Davası

İçindekiler

Menfi Tespit Davası (İİK m.72)

Menfi tespit davası, bir kişinin kendisine isnat edilen belirli bir borcun gerçekte mevcut olmadığının tespiti için açılan bir dava türüdür. Menfi tespit davası ile, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi kapsamında, icra takibi tehdidi altında veya icra takibine konu edilen alacak bakımından borçlu olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesi amaçlanır. Menfi tespit davası, icra takibinden sonra açılmışsa icra takibini durdurmaz; ancak teminat karşılığında icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir talep edilebilir.

Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin, hakkın veya borcun mevcut olup olmadığının mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan dava türleridir. Bu dava türünde davacı, karşı taraftan bir edimin yerine getirilmesini talep etmez; bunun yerine taraflar arasındaki hukuki durumun varlığı veya yokluğu konusunda ortaya çıkan belirsizliğin giderilerek tespit edilmesini talep eder. Bu yönüyle tespit davaları, eda davalarından farklı olarak bir edimin yerine getirilmesini değil, hukuki ilişkinin niteliğinin yargı kararıyla açıklığa kavuşturulmasını, tespit edilmesini amaçlayan davalardır.

Tespit davaları öğretide ve uygulamada ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan ilki müspet (olumlu) tespit davası olup, bu dava türünde davacı belirli bir hukuki ilişkinin veya hakkın mevcut olduğunun tespit edilmesini talep eder. İkinci tür ise menfi (olumsuz) tespit davasıdır. Menfi tespit davasında davacı, kendisine isnat edilen bir borcun veya belirli bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığını ileri sürerek bu yokluğun mahkeme kararıyla tespit edilmesini talep eder.

Menfi tespit davası, bir kişinin kendisine isnat edilen borcun veya hukuki ilişkinin mevcut olmadığının mahkeme kararıyla tespit edilmesini talep ettiği dava türüdür. Bu dava türü özellikle İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlenmiş olup, borçlu olmadığını ileri süren kişinin hukuki durumunun açıklığa kavuşturulmasını amaçlar.

Bu çerçevede menfi tespit davası, davacının kendisine yöneltilen bir borç iddiasının veya belirli bir hukuki ilişkinin gerçekte mevcut olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının ya da söz konusu hukuki ilişkinin bulunmadığının tespitini talep ettiği bir dava türüdür. Mahkeme, dava sonucunda taraflar arasında gerçekten bir borç ilişkisinin bulunup bulunmadığını veya davacının ileri sürülen borçtan sorumlu olup olmadığını inceleyerek hukuki durumu hüküm altına alır.

Menfi tespit davasının temel işlevi, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığına ilişkin belirsizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Bir kişinin sürekli olarak borçlu olduğu iddiasıyla karşı karşıya kalması, ekonomik faaliyetlerini ve hukuki ilişkilerini doğrudan etkileyebileceği gibi hukuki güvenlik bakımından da sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hukuk düzeni, kişinin kendisine yöneltilen borç iddiasının hukuken geçerli olmadığını ileri sürebileceği ve bu hususu mahkeme kararıyla tespit ettirebileceği bir dava yolu olarak menfi tespit davasını kabul etmiştir.

Uygulamada menfi tespit davaları çoğu zaman alacak iddiaları ve icra takipleri ile bağlantılı olarak gündeme gelmektedir. Alacaklı olduğunu ileri süren bir kişinin borç ilişkisi iddiasında bulunması yahut borçlu olduğu iddia edilen kişi hakkında icra takibi başlatılması halinde, borçlu olduğunu kabul etmeyen kişi hukuki durumunun açıklığa kavuşturulması amacıyla menfi tespit davası açabilir. Bununla birlikte menfi tespit davasının açılabilmesi için mutlaka bir icra takibinin başlatılmış olması gerekmez. Davacının hukuki yararının bulunduğu hallerde, henüz herhangi bir icra takibi başlatılmamış olsa dahi belirli bir borcun veya hukuki ilişkinin mevcut olmadığının tespiti amacıyla menfi tespit davası açılması mümkündür.

Tespit Davasının Hukuki Niteliği ve Menfi Tespit Davası

Tespit davaları, Medeni Usul Hukukunda, hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu konusunda ortaya çıkan belirsizliklerin giderilmesini amaçlayan dava türleridir. Bu davalarda davacı, karşı taraftan belirli bir edimin yerine getirilmesini talep etmez; bunun yerine taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesini ister. Bu nedenle tespit davalarının temel amacı, taraflar arasındaki hukuki durumun açıklığa kavuşturulması ve hukuki ilişkinin niteliğinin kesin bir yargı kararı ile belirlenmesidir.

Tespit davaları, sonuçları bakımından eda davalarından ayrılmaktadır. Eda davalarında davacı, karşı taraftan belirli bir edimin yerine getirilmesini talep eder. Örneğin bir alacağın ödenmesi, bir taşınmazın teslimi veya bir sözleşmenin ifası gibi talepler eda davalarının konusunu oluşturur. Buna karşılık tespit davalarında davacı, doğrudan bir edimin yerine getirilmesini değil, hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu konusunda mahkeme tarafından bir tespit yapılmasını talep eder. Bu nedenle tespit davalarında verilen hüküm, bir edimin ifasını değil, hukuki durumun belirlenmesini sağlar.

Menfi tespit davası da bu genel çerçeve içerisinde değerlendirilmesi gereken bir tespit davası türüdür. Bu davada davacı, kendisine yöneltilen borç iddiasının veya belirli bir hukuki ilişkinin gerçekte mevcut olmadığını ileri sürerek bu yokluğun mahkeme kararıyla belirlenmesini talep eder. Mahkeme ise dava sonucunda taraflar arasında gerçekten bir borç ilişkisinin bulunup bulunmadığını, davacının ileri sürülen borçtan sorumlu olup olmadığını ve hukuki ilişkinin niteliğini değerlendirerek bir tespit hükmü kurar.

Tespit davalarının açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunması gerekir. Hukuki yarar, davacının hukuki durumunun belirsiz olması ve bu belirsizliğin giderilmesinde mahkeme kararına ihtiyaç duyulması anlamına gelir. Başka bir ifadeyle davacı, yalnızca teorik veya soyut bir ihtimal nedeniyle tespit davası açamaz; hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu konusunda somut bir uyuşmazlık veya ciddi bir belirsizlik bulunmalıdır.

Menfi tespit davalarında hukuki yarar çoğu zaman bir alacak iddiasının ileri sürülmesi veya icra takibi tehdidinin ortaya çıkması ile somutlaşır. Alacaklı olduğunu ileri süren bir kişinin borç iddiasında bulunması, borçlu olduğu iddia edilen kişi hakkında icra takibi başlatılması veya borcun ödenmesinin talep edilmesi gibi durumlarda davacının hukuki durumunun belirsiz hale geldiği kabul edilir. Bu tür hallerde davacı, borçlu olmadığının tespit edilmesi amacıyla menfi tespit davası açarak hukuki durumunun mahkeme kararıyla açıklığa kavuşturulmasını talep edebilir.

Dolayısıyla menfi tespit davasının açılabilmesi için davacının hukuki durumunun gerçekten belirsiz olması ve bu belirsizliğin giderilmesinde mahkeme kararına ihtiyaç duyulması gerekir. Hukuki yararın bulunmadığı hallerde tespit davası açılması mümkün değildir. Bu nedenle menfi tespit davası değerlendirilirken öncelikle davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Menfi Tespit Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?

Menfi tespit davası, davacının kendisine yöneltilen bir borç iddiasının veya belirli bir hukuki ilişkinin gerçekte mevcut olmadığını ileri sürerek bu durumun mahkeme kararıyla tespit edilmesini talep ettiği bir dava türüdür. Bu nedenle menfi tespit davası, taraflar arasında bir borç ilişkisinin veya hukuki sorumluluğun varlığı konusunda ortaya çıkan uyuşmazlıklarda gündeme gelir. Davacı, kendisine isnat edilen borcun doğmadığını, sona erdiğini veya hukuken geçerli olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini talep edebilir.

Uygulamada menfi tespit davasının açılmasına yol açan durumlar farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Her somut olayın özellikleri farklı olmakla birlikte, menfi tespit davalarının çoğunlukla belirli borç ilişkilerinin varlığına ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklandığı görülmektedir. Aşağıda uygulamada sık karşılaşılan bazı durumlar açıklanmaktadır.

Borcun Hiç Doğmamış Olması

Menfi tespit davalarının en yaygın sebeplerinden biri, davacıya isnat edilen borcun gerçekte hiç doğmamış olmasıdır. Taraflar arasında borç doğurucu bir sözleşmenin bulunmaması, borcun doğmasına neden olacak hukuki ilişkinin kurulmamış olması veya alacak iddiasının hukuki dayanağının bulunmaması gibi durumlarda davacı, kendisine yöneltilen borç iddiasının gerçekte mevcut olmadığını ileri sürebilir. Bu gibi durumlarda davacı, borçlu olmadığının tespit edilmesi amacıyla menfi tespit davası açabilir.

Borcun Sona Ermiş Olması

Bazı durumlarda borç başlangıçta mevcut olmakla birlikte daha sonra belirli hukuki sebeplerle sona ermiş olabilir. Örneğin borcun ifa edilmesi, ibra edilmesi, takas yoluyla sona ermesi veya başka bir hukuki sebeple ortadan kalkması halinde artık borç ilişkisi devam etmez. Buna rağmen alacaklı olduğunu ileri süren kişinin borç iddiasını sürdürmesi halinde, davacı borcun sona erdiğini ileri sürerek menfi tespit davası açabilir ve borçlu olmadığının tespitini talep edebilir.

Senedin veya Belgenin Hukuken Geçerli Olmaması

Uygulamada menfi tespit davalarının önemli bir kısmı senetlere veya yazılı belgelere dayalı borç iddialarından kaynaklanmaktadır. Davacı, kendisine karşı ileri sürülen senedin hukuken geçerli olmadığını, senedin gerçekte bir borç ilişkisini yansıtmadığını veya senedin düzenlenmesine rağmen borcun doğmadığını ileri sürebilir. Bu tür durumlarda davacı, söz konusu senede dayalı olarak ileri sürülen borç iddiasının gerçekte mevcut olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açabilir.

Yanlış Kişiye Karşı Borç İddiasında Bulunulması

Borç ilişkilerinde alacak iddiasının yanlış kişiye yöneltilmesi de menfi tespit davasına konu olabilmektedir. Özellikle ticari ilişkilerde veya birden fazla kişinin taraf olduğu hukuki ilişkilerde alacaklı olduğunu ileri süren kişinin borç ilişkisinin tarafı olmayan bir kişiye karşı talepte bulunduğu durumlar görülebilmektedir. Böyle bir durumda borç ilişkisinin tarafı olmayan kişi, kendisine yöneltilen borç iddiasının hukuken geçerli olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açabilir.

Zamanaşımı Nedeniyle Talep Edilemeyen Borçlar

Bazı durumlarda borç ilişkisi başlangıçta mevcut olmakla birlikte zaman içinde zamanaşımına uğrayabilir. Zamanaşımı, borcun tamamen ortadan kalkmasına değil; alacağın dava veya takip yoluyla ileri sürülebilirliğinin sona ermesine yol açar. Buna rağmen zamanaşımına uğramış bir alacak için borç iddiasında bulunulması halinde davacı, söz konusu borcun hukuken ileri sürülebilir olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açabilir ve borçlu olmadığının tespitini talep edebilir.

Görüldüğü üzere menfi tespit davası, yalnızca tek bir hukuki sebebe dayanan bir dava türü değildir. Borcun hiç doğmamış olması, borcun sona ermiş olması, borç iddiasının hukuken geçerli olmaması veya borç ilişkisinin yanlış kişiye yöneltilmesi gibi birçok farklı durumda menfi tespit davası açılması mümkündür. Ancak bu davanın açılabilmesi için davacının hukuki yararının bulunması ve borç ilişkisinin varlığı konusunda somut bir uyuşmazlığın mevcut olması gerekir.

Menfi Tespit Davası ve İcra Takibi İlişkisi

Menfi tespit davaları uygulamada çoğu zaman icra takibi süreçleri ile bağlantılı olarak gündeme gelmektedir. Alacaklı olduğunu ileri süren bir kişi tarafından borç iddiasında bulunulması veya borçlu olduğu iddia edilen kişi hakkında icra takibi başlatılması halinde, borçlu olduğunu kabul etmeyen kişi hukuki durumunun açıklığa kavuşturulması amacıyla menfi tespit davasına başvurabilir. Bu nedenle menfi tespit davasının icra hukuku ile yakın bir ilişki içerisinde olduğu kabul edilmektedir.

Menfi tespit davasının icra takibine etkisi, davanın icra takibinden önce mi yoksa icra takibinden sonra mı açıldığına göre farklılık göstermektedir. Bu ayrım, davanın icra takibi üzerindeki hukuki sonuçlarının doğru değerlendirilmesi bakımından büyük önem taşır.

İcra Takibinden Önce Açılan Menfi Tespit Davası

Menfi tespit davası, henüz herhangi bir icra takibi başlatılmadan önce de açılabilir. Bu durumda davacı, kendisine yöneltilen borç iddiasının hukuken geçerli olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespit edilmesini talep eder. Davanın amacı, alacaklı olduğunu ileri süren kişinin borç iddiasının hukuki dayanağının bulunup bulunmadığının mahkeme tarafından incelenmesidir.

İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında davacı, mahkemeden ihtiyati tedbir talebinde bulunabilir. Mahkeme tarafından uygun görülmesi halinde ve gerekli teminatın yatırılması şartıyla icra takibinin başlatılmasının veya devam etmesinin önlenmesine yönelik tedbir kararı verilebilir. Uygulamada bu tür tedbir kararlarının verilmesi için davacıdan genellikle alacak miktarının belirli bir oranında teminat yatırılması istenmektedir.

İcra Takibinden Sonra Açılan Menfi Tespit Davası

Uygulamada menfi tespit davalarının büyük bir bölümü, borçlu olduğu iddia edilen kişi hakkında icra takibi başlatıldıktan sonra açılmaktadır. Bu durumda davacı, icra takibine konu edilen borcun gerçekte mevcut olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini talep eder.

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının açılması tek başına icra takibini durdurmaz. Başka bir ifadeyle bu davanın açılması, icra takibinin kendiliğinden durması sonucunu doğurmaz. Bu nedenle icra takibi kural olarak devam eder ve icra hukukuna ilişkin işlemler yürütülmeye devam eder.

Bu çerçevede menfi tespit davası açılmış olması, kural olarak icra takibinin ilerlemesine engel teşkil etmez. Takip işlemleri devam edebilir, haciz işlemleri yapılabilir ve satış süreci yürütülebilir. Dolayısıyla menfi tespit davasının açılmış olması, icra takibini, haciz işlemlerini veya satış işlemlerini kendiliğinden durduran bir sonuç doğurmaz.

İcra Veznesine Giren Paranın Alacaklıya Ödenmesinin Önlenmesi

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında uygulamada en önemli hukuki meselelerden biri, takip sonucunda elde edilen paranın alacaklı olduğunu ileri süren kişiye ödenip ödenmeyeceği konusudur. Menfi tespit davasının açılması her ne kadar icra takibini ve satış işlemlerini durdurmasa da, belirli şartlar altında icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmesinin önlenmesi mümkün olabilmektedir.

Mahkeme, davacının talebi üzerine ve uygun görmesi halinde, davacıdan alacak miktarının belirli bir oranında teminat yatırılmasını isteyebilir. Uygulamada bu teminatın çoğu zaman alacak miktarının yüzde on beşinden az olmamak üzere belirlendiği görülmektedir. Gerekli teminatın yatırılması halinde mahkeme, takip sonucunda icra veznesine giren paranın dava sonuçlanıncaya kadar alacaklı olduğunu iddia eden kişiye ödenmemesi yönünde karar verebilir.

Bu durumda icra takibi ve satış işlemleri devam edebilmekle birlikte, takip sonucunda elde edilen para icra veznesinde muhafaza edilir ve dava sonuçlanıncaya kadar alacaklıya ödenmez. Menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması halinde söz konusu para alacaklıya ödenmez; buna karşılık davanın reddedilmesi halinde para alacaklıya ödenir.

Bu nedenle menfi tespit davası ile icra takibi arasındaki ilişki değerlendirilirken, davanın icra takibinden önce mi yoksa sonra mı açıldığı ve mahkeme tarafından hangi geçici hukuki koruma tedbirlerinin uygulanabileceği hususlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Menfi Tespit Davasında İspat Yükü ve Deliller

Menfi tespit davalarında en önemli hukuki meselelerden biri, taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı veya yokluğu konusunda ispat yükünün nasıl belirleneceğidir. Genel ispat kuralı uyarınca bir vakıadan kendi lehine sonuç çıkarmak isteyen taraf, bu vakıayı ispat etmekle yükümlüdür. Bu nedenle menfi tespit davalarında da ispat yükü, tarafların ileri sürdükleri iddia ve savunmaların niteliğine göre belirlenir.

Menfi tespit davasında davacı, kendisine isnat edilen borcun gerçekte mevcut olmadığını ileri sürmektedir. Ancak öğretide ve uygulamada kabul edildiği üzere, bir borcun varlığını ileri süren taraf bu borcun dayanağını ve hukuki sebebini ortaya koymakla yükümlüdür. Bu nedenle davalı konumundaki alacaklı olduğunu iddia eden kişinin, ileri sürdüğü alacak iddiasının hukuki dayanağını ve borç ilişkisinin varlığını ispat etmesi gerekir.

Buna karşılık davacı da borcun mevcut olmadığı yönündeki iddiasını destekleyen vakıaları ve delilleri mahkemeye sunmakla yükümlüdür. Örneğin davacı, borcun hiç doğmadığını, daha önce ödendiğini veya hukuken sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu iddialarını destekleyen delilleri ortaya koymalıdır. Dolayısıyla menfi tespit davalarında ispat yükü çoğu zaman tarafların ileri sürdüğü somut vakıalara göre karşılıklı olarak şekillenmektedir.

Menfi tespit davalarında uygulamada farklı türde deliller kullanılabilmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmeler, yazılı belgeler, ticari defter kayıtları, banka dekontları, ödeme makbuzları, ihtarnameler ve taraflar arasındaki yazışmalar bu davalarda en sık başvurulan deliller arasında yer almaktadır. Özellikle ticari ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tarafların ticari defterleri ve muhasebe kayıtları önemli bir delil niteliği taşıyabilir.

Senetlere dayalı borç iddialarında ise senedin hukuki niteliği ve düzenlenme koşulları önem kazanır. Davacı, kendisine karşı ileri sürülen senedin gerçek bir borç ilişkisini yansıtmadığını veya hukuken geçerli olmadığını ileri sürebilir. Bu tür uyuşmazlıklarda mahkeme, senedin düzenlenme koşullarını, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi ve senedin gerçekten bir borcu temsil edip etmediğini değerlendirir. Senede dayalı borç iddialarına istinaden açılan menfi tespit davalarında, alacaklının (davalının) dayandığı senedin karşılıksız olduğunun ispat yükü, davacıya (borçluya) aittir.

Uygulamada bazı menfi tespit davalarında bilirkişi incelemesi yapılması da gerekebilir. Özellikle ticari hesap ilişkilerinin bulunduğu uyuşmazlıklarda veya karmaşık mali hesaplamaların söz konusu olduğu durumlarda bilirkişiler tarafından inceleme yapılması mümkündür. Bilirkişi incelemesi sonucunda taraflar arasındaki hesap ilişkisi, ödeme kayıtları ve borç durumuna ilişkin teknik değerlendirmeler yapılır.

Sonuç olarak menfi tespit davalarında ispat meselesi, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine ve uyuşmazlığın kapsamına göre farklılık gösterebilir. Mahkeme, tarafların sunduğu delilleri birlikte değerlendirerek gerçekten bir borç ilişkisinin bulunup bulunmadığını ve davacının ileri sürülen borçtan sorumlu olup olmadığını belirler.

Menfi Tespit Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Menfi tespit davasında görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın usulüne uygun şekilde açılması ve olası usulden ret risklerinin önlenmesi bakımından önem taşır. Bu dava türünde görev, uyuşmazlığın dayandığı hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Başka bir ifadeyle menfi tespit davasında görevli mahkeme, “menfi tespit” niteliğinden ziyade borç ilişkisinin dayandığı hukuki ilişkiye göre tespit edilir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık ticari bir işten kaynaklanıyorsa görevli mahkeme ticaret mahkemesi olacaktır. Buna karşılık uyuşmazlık ticari nitelik taşımıyorsa genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Dolayısıyla dava açılmadan önce uyuşmazlığın hangi hukuki ilişkiden doğduğunun doğru şekilde belirlenmesi gerekir.

Yetkili mahkemenin belirlenmesi bakımından ise menfi tespit davasının icra takibiyle bağlantısı, yetki rejimini doğrudan etkiler. Bu kapsamda, İcra ve İflas Kanunu’nun 72/8. hükmü uyarınca genel hükümler saklı kalmak kaydıyla menfi tespit davası davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Bunun yanında, icra takibine başlandıktan sonra menfi tespit davası açılmışsa, davacı ayrıca takibin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde de menfi tespit davası açabilir.

Buna göre, takip sonrası açılan menfi tespit davalarında, davacı bakımından iki ayrı yetki zemini gündeme gelecektir. Davacı bir yandan HMK’daki genel yetki kuralı kapsamında davalının yerleşim yeri mahkemesinde menfi tespit davası açabilecekken; diğer yandan İİK m.72/8 uyarınca takibin yürütüldüğü icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde de menfi tespit davası açabilecektir.

Öte yandan, borç ilişkisi bir sözleşmeden doğuyorsa sözleşmenin ifa yeri gibi özel yetki kuralları da somut olay bakımından ayrıca değerlendirilebilir. Menfi tespit davası özellikle icra takibi başlatıldıktan sonra açılacaksa, yetki değerlendirmesi yapılırken İİK m.72/8’in öngördüğü özel yetki imkânı mutlaka dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak menfi tespit davalarında görevli ve yetkili mahkeme; uyuşmazlığın ticari olup olmadığı, davanın takipten önce mi sonra mı açıldığı ve takipten sonra açılmışsa takibin yürütüldüğü icra dairesinin bulunduğu yer gibi unsurlar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

Menfi Tespit Davası ile İtirazın İptali ve İstirdat Davası Arasındaki Farklar

İcra hukuku uygulamasında menfi tespit davası çoğu zaman diğer bazı dava türleri ile karıştırılabilmektedir. Özellikle itirazın iptali davası ve istirdat davası, menfi tespit davası ile sıkça karşılaştırılan ve benzer uyuşmazlıklar çerçevesinde gündeme gelen dava türleridir. Bununla birlikte bu üç dava türü, amaçları, taraf rolleri ve hukuki sonuçları bakımından birbirinden farklıdır.

Menfi Tespit Davası

Menfi tespit davası, davacının kendisine isnat edilen bir borcun veya hukuki ilişkinin mevcut olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini talep ettiği bir tespit davasıdır. Bu dava çoğu zaman alacaklı olduğunu iddia eden bir kişinin borç iddiası ile karşı karşıya kalan kişi tarafından açılır. Davanın temel amacı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin gerçekten mevcut olup olmadığının mahkeme tarafından belirlenmesidir.

Menfi tespit davası, borçlu olduğu iddia edilen kişinin hukuki durumunun açıklığa kavuşturulmasını sağlar. Davacı bu dava ile borcun hiç doğmadığını, sona erdiğini veya hukuken geçerli olmadığını ileri sürebilir. Davanın kabul edilmesi halinde mahkeme, davacının söz konusu borçtan sorumlu olmadığını hüküm altına alır.

İtirazın İptali Davası

İtirazın iptali davası ise alacaklı tarafından açılan ve icra takibine yapılan itirazın ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir dava türüdür. İcra takibine konu edilen borç için borçlu tarafından ödeme emrine itiraz edilmesi halinde icra takibi durur. Bu durumda alacaklı, itirazın iptali davası açarak borçlunun yaptığı itirazın haksız olduğunu ileri sürer ve icra takibinin devamını sağlamayı amaçlar.

Dolayısıyla itirazın iptali davasında davacı konumunda olan kişi alacaklıdır ve davanın amacı borcun varlığının tespit edilmesi değil, icra takibine yapılan itirazın kaldırılması ve takibin devamının sağlanmasıdır. Bu yönüyle menfi tespit davası ile itirazın iptali davası hem taraf rolleri hem de dava amaçları bakımından birbirinden farklıdır.

İstirdat Davası

İstirdat davası ise borçlu olmadığı halde bir borcu ödemek zorunda kalan kişinin, ödediği paranın geri alınmasını talep ettiği bir dava türüdür. Bu dava türü, icra takibi sonucunda borçlu olmadığı halde ödeme yapmak zorunda kalan kişiler tarafından açılır.

İstirdat davasının menfi tespit davasından temel farkı, ödemenin yapılmış olup olmamasıdır. Menfi tespit davasında davacı henüz borcu ödememiştir ve borçlu olmadığının tespit edilmesini talep eder. Buna karşılık istirdat davasında davacı borcu ödemiş durumdadır ve yaptığı ödemenin geri verilmesini talep eder.

Bu nedenle menfi tespit davası ile istirdat davası arasındaki temel ayrım, ödemenin gerçekleşip gerçekleşmemesine dayanır. Borçlu olduğu iddia edilen kişi henüz ödeme yapmamışsa menfi tespit davası açabilir. Buna karşılık borçlu olmadığı halde ödeme yapılmışsa, ödenen paranın geri alınabilmesi için istirdat davası açılması gerekir.

Menfi tespit davası açıldıktan sonra, icra takibi kapsamında borcun cebri icra baskısı altında ödenmesi söz konusu olabilir. Bu durumda açılmış bulunan menfi tespit davası konusuz hale gelmez. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca, dava devam eder ve ödemenin gerçekleşmesi halinde menfi tespit davası istirdat davasına dönüşür. Böylece davacı, borçlu olmadığı halde ödediği bedelin geri alınmasını aynı dava içerisinde talep edebilme imkânına sahip olur.

Sonuç olarak menfi tespit davası, itirazın iptali davası ve istirdat davası her ne kadar icra hukuku uygulamasında benzer uyuşmazlıklar çerçevesinde gündeme gelse de; tarafların konumu, davanın amacı ve hukuki sonuçları bakımından birbirinden farklı dava türleridir. Bu nedenle somut olayda hangi dava yolunun kullanılacağının doğru belirlenmesi, tarafların haklarının korunması bakımından büyük önem taşır.

Menfi Tespit Davasının Sonuçları ve İcra Takibine Etkisi

Menfi tespit davasının sonuçları, davanın kabul edilmesi veya reddedilmesi durumuna göre farklı hukuki sonuçlar doğurur. Bu dava türünün temel amacı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin mevcut olup olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesidir. Mahkeme tarafından verilen karar, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğini kesin biçimde ortaya koyar ve buna bağlı olarak icra takibi bakımından da önemli sonuçlar doğurur.

Davanın Kabul Edilmesi

Mahkemenin menfi tespit davasını kabul etmesi halinde, davacının ileri sürülen borçtan sorumlu olmadığı tespit edilmiş olur. Bu durumda alacaklı olduğunu iddia eden kişinin ileri sürdüğü borç iddiası hukuken geçerliliğini kaybeder. Eğer borç iddiası icra takibine konu edilmişse, davanın kabulü ile birlikte söz konusu borç ilişkisinin mevcut olmadığı kesinleşmiş olur.

Menfi tespit davasının kabul edilmesi, borç iddiasının hukuken geçersiz olduğunun tespiti anlamına gelir. Bu durumda davacı hakkında yürütülen icra takibinin dayanağı ortadan kalkmış olur. Dolayısıyla davanın kabulü, borç iddiasına dayalı hukuki işlemlerin sonuç doğurmasını engelleyen önemli bir yargı kararı niteliği taşır.

Davanın Reddedilmesi

Mahkemenin menfi tespit davasını reddetmesi halinde ise davacının ileri sürdüğü borçsuzluk iddiasının hukuken geçerli olmadığı sonucuna varılmış olur. Bu durumda borcun mevcut olduğu kabul edilir ve alacaklı tarafından başlatılmış olan icra takibi hukuken geçerliliğini korur.

Menfi tespit davasının reddedilmesi halinde davacı, borçtan sorumlu olduğu kabul edilen taraf konumuna gelir. Özellikle icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davalarında davanın reddedilmesi, icra takibinin devam etmesi ve alacağın tahsiline yönelik işlemlerin sürdürülmesi sonucunu doğurur.

Menfi Tespit Davasının İcra Takibine Etkisi

Menfi tespit davasının icra takibine etkisi, davanın icra takibinden önce mi yoksa sonra mı açıldığına göre farklılık gösterir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davası, borç ilişkisinin mahkeme tarafından incelenmesini sağlar ve bu durumda icra takibine başlanması halinde mahkeme kararı belirleyici olur.

Buna karşılık icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası kural olarak icra takibini durdurmaz. Bu durumda icra takibi devam eder ve haciz ile satış işlemleri yapılabilir. Ancak davacı tarafından mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilmesi mümkündür. Teminat karşılığında verilen ihtiyati tedbir kararı, takip hukuku bakımından paranın alacaklıya ödenmesi haricinde hiçbir işlemi durdurmayacaktır.

Uygulamada çoğu zaman mahkemeler, davacı tarafından belirli bir teminat yatırılması koşuluyla icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verebilmektedir. Bu teminat miktarı uygulamada alacak miktarının yüzde on beşinden az olmayacak şekilde belirlenmektedir. Böylece icra takibi devam etmekle birlikte, tahsil edilen paranın davalıya ödenmesi geçici olarak engellenebilir.

Sonuç olarak menfi tespit davası, borç ilişkisinin mevcut olup olmadığının yargı kararıyla belirlenmesini sağlayan önemli bir dava türüdür. Davanın kabul edilmesi halinde borç iddiası ortadan kalkarken, davanın reddedilmesi halinde borcun mevcut olduğu kabul edilir ve icra takibine dayanak teşkil eden hukuki durum kesinlik kazanır.

Sık Sorulan Sorular

Menfi tespit davası ne kadar sürer?

Menfi tespit davalarının süresi, uyuşmazlığın niteliğine, tarafların sunduğu delillere ve mahkemenin iş yüküne göre değişiklik gösterebilir. Uygulamada bu tür davalar çoğu zaman 1 ila 2 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Ancak bilirkişi incelemesi yapılması gereken dosyalarda veya delil durumunun kapsamlı olduğu uyuşmazlıklarda dava süresi daha uzun olabilir. Ayrıca istinaf ve temyiz süreçlerinin işletilmesi halinde yargılama süresi uzayabilmektedir.

Menfi tespit davası icra takibini durdurur mu?

Menfi tespit davası kural olarak icra takibini kendiliğinden durdurmaz. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilir; mahkeme somut olayın şartlarına göre ve teminat karşılığında geçici hukuki koruma sağlayarak uyuşmazlık konusu alacak iddiası hakkında açılacak takibin durdurulmasına karar verir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davası ise takibi, haczi ve satışı durdurmaz; ancak teminat karşılığında, takip sonucunda icra veznesine giren paranın dava sonuçlanıncaya kadar alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

Menfi tespit davasında teminat ne kadar yatırılır?

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında, davacı tarafından ihtiyati tedbir talep edilmesi halinde mahkeme teminat yatırılmasına karar verebilir. Uygulamada bu teminat genellikle alacak miktarının yüzde on beşinden az olmamak üzere belirlenmektedir. Teminat yatırılması halinde mahkeme, icra takibi sonucunda icra veznesine giren paranın dava sonuçlanıncaya kadar alacaklı olduğunu iddia eden kişiye ödenmemesine karar verebilir.

Menfi tespit davası istirdat davasına dönüşür mü?

Menfi tespit davası açıldıktan sonra borcun cebri icra baskısı altında ödenmesi halinde dava konusuz hale gelmez. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca, dava devam eder ve ödeme yapılmış olması halinde menfi tespit davası istirdat davasına dönüşür. Bu durumda davacı, borçlu olmadığı halde ödediği bedelin geri verilmesini aynı dava içerisinde talep edebilir.

İletişim

Menfi tespit davaları, özellikle icra takibi ile bağlantılı uyuşmazlıklarda teknik ve usul hukuku bakımından dikkatle yürütülmesi gereken dava türlerinden biridir. Borçlu olmadığının tespiti amacıyla açılacak davalarda somut olayın özellikleri, icra takibinin aşaması ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

Menfi tespit davaları ve icra hukuku uyuşmazlıkları hakkında hukuki değerlendirme yapılabilmesi için somut olayın belgeleri ile birlikte incelenmesi önem taşımaktadır.

Avukat İnanç Eker Hukuk Bürosu
Adres: Barbaros Mahallesi Mor Menekşe Sokak Deluxia Suites Sitesi No: 3A Kat:12 Daire:155 Ataşehir / İSTANBUL
Telefon: 0216 514 74 04
E-posta: info@inanceker.av.tr
Web: https://inanceker.av.tr

Merhaba. Telefon Yardım Hattımıza Hoşgeldiniz. Nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Bize haritadan kolayca ulaşabilirsiniz.