Boşanmada Mal Kaçırma, İhtiyati Tedbir ve Aile Konutu Şerhi
Boşanma sürecinde eşlerden birinin malvarlığını diğer eşten ve yargılamadan gizlemek, azaltmak veya üçüncü kişilere devretmek suretiyle “mal kaçırma” girişiminde bulunması, yalnızca mal rejiminin tasfiyesi bakımından değil; tazminat, nafaka ve aile konutu statüsü açısından da son derece önemli hukuki sonuçlar doğurur. Bu makalede, mal kaçırma teşebbüslerinin hukuki niteliği, ispatı, ihtiyati tedbir yoluyla engellenmesi, aile konutu şerhinin koruyucu fonksiyonu ve Yargıtay’ın konuya ilişkin yerleşik yaklaşımı, aile hukuku ve mal rejimi hükümleri çerçevesinde ayrıntılı biçimde incelenmektedir.
Boşanma Sürecinde Mal Kaçırma Olgusunun Hukuki Niteliği
Mal rejimi devam ederken yapılan tasarrufların geçerliliği
Eşler arasındaki yasal mal rejimi kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu rejim, evlilik birliği boyunca edinilen malvarlığı değerleri üzerinde her iki eşe de belirli ölçüde katılma hakkı tanır. Ancak mal rejimi, boşanma davasının açılmasıyla birlikte derhal sona ermez; Türk Medeni Kanunu’na göre mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiş sayılır. Bu nedenle, boşanma davası açılmadan hemen önce veya dava devam ederken yapılan tasarrufların, mal rejiminin tasfiyesi bakımından nasıl değerlendirileceği uygulamada önemlidir.
Eşlerden biri, evlilik birliği devam ederken kendi adına kayıtlı bir taşınmazı, aracı veya ticari işletme payını üçüncü kişilere devredebilir; kural olarak herkes kendi malı üzerinde tasarruf serbestisine sahiptir. Ancak bu tasarrufların, diğer eşin katılma alacağını, değer artış payını veya katkı payını ortadan kaldırmaya, azaltmaya veya fiilen etkisiz hale getirmeye yönelik kötü niyetli işlemler olduğu iddia edildiğinde, hukuki nitelik değişmektedir. Bu noktada, görünüşte geçerli bir tasarruf işleminin, mal rejiminin tasfiyesi ve aile hukuku bakımından “mal kaçırma” olgusu çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür.
Mal rejimi sona ermeden önce yapılan tasarrufların mutlak geçersiz olduğu gibi bir kabul söz konusu değildir; ancak bu tasarrufların, diğer eşin haklarını ihlal edip etmediği, muvazaa veya kötü niyet unsuru içerip içermediği ve ileride açılacak katılma alacağı veya tasarrufun iptali davalarında nasıl ele alınacağı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Dolayısıyla, boşanma sürecinde mal kaçırma tartışması, tek başına tapuda yapılan bir devir işlemine değil; bu işlemin amaç, zamanlama ve sonuçlarıyla birlikte bütünsel değerlendirilmesine dayanır.
Kötü niyetli devir, satış, bağış ve muvazaalı işlemler
Boşanma sürecinde karşılaşılan tipik mal kaçırma örnekleri arasında, piyasa değerinin çok altında bedelle yapılan satışlar, eşin yakın akrabalarına veya güvendiği üçüncü kişilere yapılan devirler, gerçekte bağış niteliğinde olup satış gibi gösterilen işlemler ve görünüşte borç ilişkisine dayandırılan muvazaalı tasarruflar yer alır. Bu tür işlemlerde esas sorun, malik görünen eşin, malvarlığını diğer eşin olası alacaklarına karşı koruma amacıyla tasfiye etme veya el değiştirtme niyetidir.
Kötü niyetli devirlerde çoğu zaman; satış bedelinin fiilen ödenmemesi, tapu harç ve masraflarının malı devreden eş tarafından karşılanması, alıcı konumundaki kişinin eşin kardeşi, anne–babası veya çok yakın arkadaşı olması, devrin boşanma ihtimalinin ortaya çıkmasından hemen sonra yapılması gibi göstergeler ortaya çıkar. Bu göstergeler, tasarrufun dış görünüşünün ardındaki muvazaalı irade ve mal kaçırma amacını ortaya koyan önemli emarelerdir.
Hukuken geçerli görünmekle birlikte, özünde diğer eşin mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkını bertaraf etmeye yönelik bu işlemler; açılacak katılma alacağı davası, tasarrufun iptali davası veya üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek talepler bakımından inceleme konusu yapılır. Mahkemeler; tasarrufun tarihini, bedelini, taraflar arasındaki ilişkiyi, ödeme yöntemini ve tarafların ekonomik durumlarını birlikte değerlendirerek, işlemin dürüstlük kuralı ile bağdaşır olup olmadığını inceler.
Saklı malvarlığının tespiti ve Yargıtay yaklaşımı
Boşanma süreçlerinde mal kaçırmanın bir diğer boyutu, saklanan veya gizlenen malvarlığı değerleridir. Eş, kendi adına kayıtlı bazı varlıkları beyan etmeyerek, banka hesaplarını gizleyerek, üçüncü kişiler üzerinden malvarlığı edinerek veya taşınır malları elden çıkarıp bedellerini nakit olarak saklayarak diğer eşten mal kaçırma teşebbüsünde bulunabilir. Bu durumda diğer eş bakımından temel sorun, gizlenen malvarlığının tespit edilmesi ve hukuken ileri sürülebilir hale getirilmesidir.
Uygulamada; banka hesap dökümleri, kredi kartı hareketleri, tapu ve trafik sicili kayıtları, ticaret sicilindeki ortaklık payları, işyeri kira sözleşmeleri, pos kayıtları, şirket ortaklıkları, kripto varlık izleri ve hatta bazı durumlarda üçüncü kişi hesaplarına düzenli para transferleri gibi deliller mal kaçırma olgusunun ortaya konulmasında önemli rol oynar. Mahkemeler, talep hâlinde ilgili kurumlara müzekkere yazarak bu kayıtların celbini sağlayabilir; özellikle yüksek tutarlı hareketler ve hayat standardıyla uyumsuz gelir–gider dengesi, saklı malvarlığı varlığının önemli göstergeleri olarak kabul edilir.
Yargıtay’ın yaklaşımı, mal rejiminin tasfiyesinde şeffaflık ve dürüstlük kuralının esas alınması yönündedir. Evlilik birliği içinde edinilen malvarlığı değerlerinin gerçek durumunun gizlenmesi, muvazaalı devirlerle edinilmiş malların görünüşte üçüncü kişilerde tutulması ve mal rejimi sona ermeden hemen önce yapılan olağan dışı tasarruflar, Yargıtay tarafından çoğu olayda diğer eşin katılma alacağını bertaraf etmeye yönelik kötü niyetli işlemler olarak değerlendirilmekte; bu nedenle mal kaçırma olgusu, hem kusur değerlendirmesinde hem de mal rejiminin tasfiyesi sürecinde aleyhe sonuçlar doğuran bir davranış biçimi olarak kabul edilmektedir.
Sonuç olarak; boşanma sürecinde mal kaçırma, yalnızca teknik bir mal devri sorunu değil, aynı zamanda evlilik birliğinin dürüstlük ve sadakat ilkeleriyle bağdaşmayan ağır bir kusur türüdür. Bu nedenle, mal kaçırma olgusunun doğru nitelendirilmesi, delillerle ispatı ve gerektiğinde ihtiyati tedbir ile derhal önlenmesi, hem adil bir mal paylaşımı hem de mağdur eşin ekonomik güvenliğinin sağlanması açısından kritik öneme sahiptir.
İhtiyati Tedbir Yoluyla Mal Kaçırmanın Önlenmesi
Boşanma sürecinde mal kaçırmayı engellemenin en etkili hukuki mekanizması, Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gereğince uygulanabilen ihtiyati tedbir kararıdır. Mal rejiminin tasfiyesi aşamasına gelindiğinde veya boşanma davası ile eş zamanlı olarak, diğer eşin malvarlığını devretme, azaltma veya üçüncü kişilere aktarma ihtimali varsa, mahkeme nezdinde ihtiyati tedbir talep edilerek bu tasarrufların geçici olarak durdurulması mümkündür.
İhtiyati Tedbirin Hukuki Dayanağı ve Şartları
HMK m.389 ve devamı hükümleri uyarınca, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için iki temel şartın birlikte bulunması gerekir:
- Hakkın varlığına ilişkin kuvvetli belirti: Eşin mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı, tazminat veya nafaka gibi haklarının somut olayda mevcut olması gerekir.
- Gecikme nedeniyle hakkın önemli ölçüde zarar görme ihtimali: Mal kaçırma ihtimali mevcutsa veya geçmişte yapılmış muvazaalı tasarruflar varsa, gecikme mağdur eşin alacaklarının tamamen sonuçsuz kalmasına yol açabilir.
Mahkemeler, özellikle taşınmaz devirleri, araç satışları, şirket paylarının elden çıkarılması, yüksek tutarlı banka transferleri ve değerli taşınırların devri gibi işlemlerde ihtiyati tedbir talebini güçlü bir koruma aracı olarak kabul etmektedir.
Uygulanabilecek Tedbir Türleri
Mal kaçırma ihtimalinin niteliğine göre mahkeme tarafından farklı tedbirler uygulanabilir:
- Tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi: Taşınmazın devrini engeller.
- Araç kaydına konulacak tedbir: Trafik siciline şerh verilerek satış önlenir.
- Banka hesapları ve nakit varlıklar üzerinde tedbir: Hesap hareketleri kısıtlanabilir.
- Şirket payları üzerinde tedbir: Ortaklık payı devrini engelleyici sicil şerhi konulabilir.
- Ticari işletme malvarlığı üzerinde tedbir: Ticaret siciline geçici kayıt düşülebilir.
Bu tedbirler, mal rejimi davası açılmadan önce de talep edilebilir; zira HMK, hakkın kaybı ihtimali bulunan durumlarda “davanın açılmasına gerek olmaksızın” geçici koruma imkânı tanımaktadır.
Mal Kaçırma Şüphesini Güçlendiren Deliller
İhtiyati tedbirin kabulü için mal kaçırma şüphesinin somut delillerle desteklenmesi son derece önemlidir. Uygulamada en sık karşılaşılan delil türleri şunlardır:
- Boşanma niyetinin ortaya çıkmasından hemen sonra yapılan satışlar veya devirler,
- Bedeli ödenmemiş veya bedelsiz gibi görünen işlemler,
- Yakın akrabalara yapılan tasarruflar,
- Alışılmadık banka hareketleri veya yüksek tutarlı nakit çekimleri,
- Şirket kayıtlarında ani değişiklikler,
- Hayat standardıyla uyumsuz para transferleri.
Mahkemeler, bu göstergelerin birlikte değerlendirilmesi hâlinde ihtiyati tedbire hükmedilmesini çoğu zaman gerekli görmektedir. Böylece dava sonuçlanıncaya kadar malvarlığının muhafazası sağlanır.
Yargıtay’ın Tedbir Uygulamasına İlişkin Yaklaşımı
Yargıtay, mal kaçırma ihtimalinin bulunduğu hâllerde ihtiyati tedbir kararlarının koruma amaçlı ve acil nitelikte olduğunu vurgulamakta; tasarrufların ileride telafisi imkânsız sonuçlar doğurabileceğini kabul etmektedir. Bu nedenle, özellikle taşınmaz ve araç devri gibi geri alınması güç işlemlerde tedbir kararları sıklıkla onanmaktadır.
Yargıtay’ın benimsediği prensip, mal rejimi tasfiyesini “kağıt üzerinde bir hakka dönüştürmeyecek” şekilde etkili korumanın sağlanmasıdır. Zira tedbir kararı verilmediği takdirde, kötü niyetli tasarruflar nedeniyle eşin katılma alacağı tamamen değersizleşebilir.
Aile Konutu Şerhinin Boşanma Davasında Koruyucu Fonksiyonu
Aile konutu, eşlerin birlikte yaşamlarını sürdürdükleri, barınma ihtiyaçlarını karşıladıkları ve aile yaşamının merkezini oluşturan taşınmazdır. Türk Medeni Kanunu m.194, aile konutuna ilişkin tasarruflarda eşlerin ortak rızasını şart koşmuş; aile konutunun korunması için tapu kütüğüne aile konutu şerhi verilmesini öngörmüştür. Bu düzenleme, özellikle boşanma sürecinde mal kaçırma girişimlerine karşı en etkili koruma mekanizmalarından biridir.
Aile Konutu Şerhinin Hukuki Niteliği
Aile konutu şerhi, taşınmazın maliki olmayan eşe, taşınmaz üzerinde doğrudan bir aynî hak sağlamasa da, malik eşin tek başına tasarruf etmesini sınırlandıran güçlü bir koruma sağlar. Şerh konulmuş bir taşınmaz üzerinde maliki olan eş, diğer eşin açık rızası olmaksızın:
- Satış yapamaz,
- Bağışlayamaz,
- İpotek tesis edemez,
- Kira sözleşmesini feshedemez,
- Taşınmazı üçüncü kişilere devredemez.
Bu nedenle aile konutu şerhi, kötü niyetli tasarruflarla konutun elden çıkarılmasını fiilen imkânsız hâle getirir. Boşanma sürecinde konutun korunması, hem barınma hakkı hem de mal rejimi tasfiyesinde konutun değerinin korunması bakımından kritik önem taşır.
Aile Konutu Şerhinin Konulması İçin Gereken Şartlar
Aile konutu şerhi konulabilmesi için aranan şartlar oldukça basittir. Malik olmayan eşin tapu müdürlüğüne yapacağı bir başvuru ile şerh tesis edilebilir. Başvuru sırasında şu belgeler istenir:
- Nüfus kayıt örneği,
- İkametgâh belgesi,
- Aile konutu niteliğini gösterir yazılı beyan,
- Evli olunduğuna dair belgeler.
Üstelik aile konutu şerhi, malik eşin rızasına bağlı değildir; tapu müdürlüğü, gerekli şartların bulunduğunu tespit ettiğinde tek taraflı başvuru ile şerh işlemini gerçekleştirir. Bu yönüyle aile konutu şerhi, mal kaçırmayı engellemek için gerekli olan en hızlı ve etkili hukuki adımlardan biridir.
Aile Konutunun Şerh Olmadan Devri ve Üçüncü Kişilerin Durumu
Aile konutu üzerinde şerh bulunmaması hâlinde, maliki olan eş taşınmazı üçüncü kişilere devredebilir. Ancak bu durumda dahi TMK m.194’ün koruyucu hükümleri devreye girebilir. Yargıtay, aile konutu niteliğinin fiilen mevcut olmasını esas almakta; taşınmazın tapudaki sicil durumuna bakmaksızın, üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığını incelemektedir.
Üçüncü kişi, taşınmazın aile konutu olduğunu biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa—örneğin konutta eş ve çocukların yaşadığı açıkça görülüyorsa—yapılan tasarruf işlemi geçersiz sayılabilir. Bu durumda mağdur eş, aile konutu hakkını koruyabilir ve tasarrufun iptalini talep edebilir.
Aile Konutu Şerhi ile İhtiyati Tedbir Arasındaki Farklar
Her iki hukuki mekanizma da mal kaçırmayı engellemeye yönelik olmakla birlikte, amaç ve etki açısından farklılık gösterir:
- Aile Konutu Şerhi: Sadece aile konutu niteliğinde olan taşınmaza uygulanır ve malik eşin tasarruf yetkisini sınırlar.
- İhtiyati Tedbir: Sadece aile konutu değil, eşin tüm malvarlığı değerleri üzerinde uygulanabilir; geçici hukuki koruma sağlar.
Bu nedenle, aile konutunun korunması için şerh, diğer taşınmaz ve taşınırların korunması için ise ihtiyati tedbir tercih edilmelidir. Birçok somut olayda her iki mekanizma birlikte işletilerek maksimum koruma sağlanmaktadır.
Yargıtay’ın Aile Konutu Şerhi Uygulamasına Yaklaşımı
Yargıtay’ın kararlılığı, aile konutunun korunması yönündedir. Yüksek Mahkeme, aile konutuna yönelik tasarrufların diğer eşin rızasına bağlı olduğunu vurgulamakta; bu nedenle aile konutu şerhi bulunmasa dahi, tasarrufların iyi niyetli üçüncü kişilere karşı dahi geçersiz olabileceğini kabul etmektedir.
Özellikle düşük bedelli satışlar, yakın akrabalara yapılan tasarruflar ve boşanma öncesine denk gelen olağan dışı işlemler, Yargıtay tarafından sıkı bir şekilde denetlenmekte; bu tür işlemlerin aile konutunu devre dışı bırakmaya yönelik kötü niyetli tasarruflar olduğu kabul edilmektedir.
Sonuç olarak; aile konutu şerhi, boşanma sürecinde eşin barınma hakkını koruyan, taşınmazın devrini engelleyen ve kötü niyetli tasarruflara karşı güçlü bir güvence oluşturan temel bir aile hukuku kurumudur. Bu nedenle boşanma sürecinde aile konutu şerhinin zamanında ve doğru şekilde tesis edilmesi, ileride doğabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.
Mal Kaçırma Amacıyla Yapılan Tasarrufların Geçersizliği ve Tasarrufun İptali Davaları
Boşanma sürecinde eşlerden birinin malvarlığını azaltmak, üçüncü kişilere devretmek veya muvazaalı işlemlerle mal rejimi alacaklarını etkisiz hale getirmek amacıyla yaptığı tasarrufların, mal rejiminin tasfiyesi ve borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde geçersiz sayılması mümkündür. Özellikle mal rejimi sona ermeden hemen önce yapılan tasarrufların, diğer eşin katılma alacağı ve değer artış payı hakkını bertaraf etmeye yönelik olup olmadığı, tasarrufun iptali davasında titizlikle incelenir.
Tasarrufun İptalinin Hukuki Dayanakları
Boşanma sürecinde mal kaçırma iddiası çoğu durumda şu hukuki mekanizmalar çerçevesinde ileri sürülür:
- Türk Medeni Kanunu m.229 – Eşin mal rejimini zarara uğratma kastıyla yaptığı karşılıksız kazandırmaların ve değer eksiltici tasarrufların denkleştirilmesi,
- TMK m.241 – Katılma alacağının hesaplanmasında hakkın kötüye kullanılmasının dikkate alınması,
- İcra ve İflas Kanunu m.277 vd. – Tasarrufun iptali davası (özellikle alacaklı eş bakımından önemli),
- TBK m.19–20 – Muvazaalı işlemlerin geçersizliği.
Her ne kadar İcra ve İflas Kanunu’ndaki tasarrufun iptali hükümleri doğrudan aile hukukundan kaynaklanan alacaklar için tasarlanmamış olsa da, Yargıtay uygulamasında eşin mal kaçırması niteliğindeki muvazaalı tasarruflar, bu hükümler çerçevesinde iptal konusu edilebilmektedir.
Muvazaalı İşlemlerin Tespiti
Mal kaçırma amacıyla yapılan işlemler çoğu zaman görünüşte hukuka uygun görünür. Örneğin:
- Normal piyasa bedelinin çok altında satış,
- Bedelin fiilen ödenmemesi,
- Yakın akrabaya veya güvendiği kişiye devir,
- Boşanma davası açılmadan hemen önce tapu devri,
- Gerçekte bağış niteliğinde olup satış gösterilen işlemler.
Yargıtay, muvazaa incelemesinde işlem tarafları arasındaki ilişkiyi, ödeme belgelerini, devir zamanlamasını, tarafların ekonomik durumunu ve tasarrufun boşanma davası süreciyle bağlantısını bir bütün hâlinde değerlendirir. Muvazaa tespit edildiğinde işlem geçersiz sayılır ve taşınmazın davalı eş üzerinde kalmış gibi mal rejimi tasfiyesine dahil edilmesine hükmedilir.
Üçüncü Kişilere Karşı Açılabilecek Davalar
Eşin mal kaçırma kastıyla yaptığı tasarrufların üçüncü kişilere karşı da sonuç doğurması mümkündür. Özellikle:
- Muvazaalı satış yapılan üçüncü kişi, görünüşte malik olsa dahi, mal rejimi tasfiyesinde eşin kötü niyetli devrinden etkilenebilir.
- Bedelsiz kazandırmaların geri alınması mümkündür.
- Kötü niyetli üçüncü kişilerle yapılan işlemler geçersiz sayılabilir.
Bu tür davalarda üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığı kritik öneme sahiptir. Üçüncü kişi, tasarrufun boşanma sürecine ilişkin kötü niyetli bir işlem olduğunu biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa, işlem ona karşı da geçersiz sayılabilir.
Yargıtay’ın Genel Yaklaşımı
Yargıtay, mal kaçırmayı önleme konusunda istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir. Yüksek Mahkeme’ye göre:
- Boşanma davası açılmadan hemen önce yapılan olağan dışı tasarruflar,
- Bedelsiz veya düşük bedelli satışlar,
- Aile bireylerine yapılan devrin makul ekonomik gerekçe taşımaması,
- Ödeme belgelerinin sunulamaması,
- Tarafların ekonomik durumlarıyla uyumsuz hareketler,
mal kaçırma kastına işaret eden güçlü emarelerdir. Bu nedenle Yargıtay, muvazaalı tasarruflarla eşin tasfiye alacağını ortadan kaldıran işlemleri geçersiz kabul etmekte ve taşınmazı eş üzerinde kalmış gibi dikkate alarak hesaplama yapılmasını uygun görmektedir.
Genel Sonuç
Mal kaçırma amacıyla yapılan tasarruflar, boşanma davalarında yalnızca kusur değerlendirmesi bakımından değil; mal rejimi tasfiyesi, tazminat talepleri ve ekonomik korumanın sağlanması bakımından da kritik önem taşır. Bu nedenle, tasarrufun iptali davaları ve muvazaa incelemesi, boşanma hukuku ile borçlar hukukunun kesiştiği alanlarda güçlü koruma sağlayan etkili araçlardır. Eşin alacak hakkının gerçek anlamda korunması için bu davaların doğru zamanlamayla açılması ve güçlü delillerle desteklenmesi büyük önem taşır.
Mal Rejiminin Tasfiyesinde Mal Kaçırmanın Sonuçları
Boşanma davasıyla birlikte eşler arasındaki mal rejimi sona erdiğinde, malvarlığının tasfiyesi yapılırken eşlerin evlilik süresince edindikleri mallar ve bu mallar üzerindeki hakları kapsamlı bir şekilde değerlendirilir. Mal kaçırma amacıyla yapılan tasarruflar, tasfiye aşamasında özellikle katılma alacağı ve değer artış payı alacağı hesaplamalarında önemli bir etki doğurur. Türk Medeni Kanunu m.219–241 arasında düzenlenen hükümler, eşin malvarlığı değerlerini gizleme, devretme veya azaltma kastıyla hareket ettiği durumlarda tasfiyenin hakkaniyete uygun şekilde yapılmasını sağlamaya yöneliktir.
TMK m.229 Kapsamında Denkleştirme
Eşin mal rejimini zarara uğratmak kastıyla yaptığı karşılıksız kazandırmalar veya olağan dışı harcamalar, TMK m.229 uyarınca tasfiye sırasında malvarlığına eklenmiş gibi kabul edilerek “denkleştirme” yapılır. Bu uygulama, özellikle boşanma davası açılmadan kısa süre önce:
- Taşınmazın üçüncü kişiye düşük bedelle devredilmesi,
- Gerçekte bağış niteliğinde olan satış işlemleri,
- Yakın akrabalara yapılan karşılıksız kazandırmalar,
- Ortak birikimlerin nakit olarak elden çıkarılması,
gibi mal kaçırma niteliğindeki işlemler bakımından kritik önem taşır. Denkleştirme sayesinde mal kaçırma davranışı, tasfiye hesaplamasında eşin aleyhine sonuç doğuramaz.
TMK m.241 Kapsamında Kötüye Kullanmanın Değerlendirilmesi
Mal rejiminin tasfiyesi yapılırken tarafların dürüstlük kuralına aykırı davranışları değerlendirmeye alınır. TMK m.241’e göre, bir eşin mal rejimini kötüye kullanarak karşı tarafın katılma alacağını azaltma kastıyla hareket etmesi hâlinde, bu davranış tasfiyede doğrudan göz önünde bulundurulur. Bu nedenle:
- Muvazaalı devir işlemleri,
- Gerçek olmayan borçlanmalar,
- Bankadaki birikimlerin olağan dışı şekilde çekilmesi,
- Şirket hisselerinin üçüncü kişilere devredilmesi,
tasfiye hesaplamasında eşin malvarlığına eklenmiş gibi kabul edilebilir. Yargıtay, bu tür davranışları dürüstlük kuralına açıkça aykırı bulmakta ve hesaplamalarda tarafların gerçek ekonomik durumunu esas almaktadır.
Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağının Etkilenmesi
Mal kaçırma, eşin tasfiye sonunda elde edeceği katılma alacağını doğrudan etkileyebilir. Örneğin, bir eşin mal rejimi sona ermeden önce yüksek değerli bir taşınmazı düşük bedelle devretmesi hâlinde, katılma alacağı hesabında taşınmazın gerçek piyasa değeri esas alınabilir. Böylece mal kaçırma kastı, eşin hak kaybına yol açamaz.
Değer artış payı alacağı bakımından da benzer bir yaklaşım benimsenir. Eğer eşin kişisel malı üzerinde yapılan yatırımlar sonucu edinilen değer artışı, mal kaçırma amacıyla üçüncü kişilere devredilmişse; bu durum tasfiye hesabında eşin lehine düzeltilir ve devre konu taşınmazın gerçek değeri dikkate alınır.
Muvazaalı Satışlarda Emsal Değer Hesaplaması
Yargıtay, muvazaalı taşınmaz devri iddialarında taşınmazın işlem tarihindeki gerçek değerinin bilirkişi marifetiyle belirlenmesini istemektedir. Bu değer, tasfiye hesaplamasında esas alınır. Böylece düşük bedelli satış veya görünüşte satış niteliğindeki bağış işlemleri eşin haklarını zedeleyemez.
Şirket Ortaklık Paylarında Mal Kaçırma
Boşanma sürecinde şirket hisseleri üzerindeki tasarruflar da mal kaçırma iddiasına konu olabilir. Özellikle aile şirketlerinde görülen şu işlemler yakından incelenir:
- Hisselerin gerçek bir bedel alınmaksızın üçüncü kişilere devri,
- Ortakların birbirleri arasında muvazaalı pay aktarımı,
- Gerçek olmayan borçlanmalarla şirket değerinin azaltılması.
Yargıtay, şirket hisselerinin devrinde de tasarrufun gerçek bedelinin araştırılmasını istemekte ve mal kaçırma kastı tespit edildiğinde tasfiyenin bu doğrultuda yapılmasını öngörmektedir.
Sonuç
Mal rejiminin tasfiyesinde mal kaçırma, yalnızca eşin ekonomik haklarını zedelemeye yönelik bir davranış değil; aynı zamanda tasfiye hesaplamalarının doğruluğunu etkileyen bir hukuka aykırılıktır. Bu nedenle hukuki süreç, hem mal rejimi denkleştirme hükümleri hem muvazaa incelemesi hem de ihtiyaç hâlinde tasarrufun iptali davaları ile birlikte yürütülmelidir. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da eşin hak kaybına neden olan tasarrufların geçersiz sayılması ve tasfiye hesabına eklenmesi yönündedir.
Boşanma Sürecinde Aile Konutunun Korunması ve Barınma Hakkı
Aile konutu, eşlerin birlikte yaşamlarını sürdürdükleri ve aile hayatının merkezini oluşturduğu için boşanma sürecinde özel bir koruma gerektirir. TMK m.194 uyarınca, aile konutu üzerindeki tasarrufların diğer eşin rızasına bağlı olması, evlilik birliği sona ermeden önce konutun korunması bakımından temel bir güvence sağlar. Boşanma davası devam ederken, eşlerden birinin aile konutunu satma, devretme veya kira sözleşmesini tek taraflı olarak sona erdirme girişimleri, hem barınma hakkını hem de mal rejimi tasfiyesini doğrudan etkilediğinden sıkı şekilde denetlenir.
Aile Konutunun Boşanma Davası Süresince Korunmasının Önemi
Boşanma sürecinde aile konutunun korunması şu açılardan büyük önem taşır:
- Eş ve çocukların barınma hakkının kesintiye uğramaması,
- Diğer malvarlığı unsurlarının aksine aile konutunun ekonomik ve sosyal vazgeçilmez değeri,
- Mal rejimi tasfiyesi sırasında aile konutunun değerinin korunması,
- Kötü niyetli tasarruflarla konutun elden çıkarılmasının engellenmesi.
Aile konutunun bulunduğu taşınmazın mülkiyetinin diğer eş üzerinde olması, konutu korumayı imkânsız kılmaz. TMK m.194 gereği eşin rızası olmaksızın yapılan tasarruflar geçersiz sayılabileceğinden, boşanma sürecinde aile konutu güçlü bir yasal güvence altındadır.
Boşanma Davasında Konutun Hangi Eşe Tahsis Edileceği
Aile mahkemesi, boşanma davası devam ederken eşlerden birine aile konutunun kullanımını tahsis edebilir. Tahsis kararları şu kriterlere göre verilir:
- Tarafların ekonomik ve sosyal koşulları,
- Çocukların üstün yararı,
- Taraflar arasındaki kusur durumu,
- Barınma ihtiyacının ağırlığı.
Mahkeme, çoğu durumda çocukların velayeti kendisine verilen eşe aile konutunun kullanımını tahsis eder. Tahsis kararının, mülkiyeti değiştirmediği; sadece kullanım hakkı sağladığı unutulmamalıdır. Ancak kullanımın tahsisi, diğer eşin taşınmazı devretmesini veya konutu kullanılamaz hâle getirmesini engeller.
Geçici Önlemler Kapsamında Konutun Kullanımına İlişkin Kararlar
Boşanma davası açıldıktan sonra TMK m.169 uyarınca mahkeme, konutun kullanımına ilişkin geçici önlemler alabilir. Bu kapsamda:
- Hangi eşin aile konutunda kalacağı,
- Diğer eşin konuttan uzaklaştırılması,
- Konut giderlerine kimin katılacağı,
- Konutun kullanımının değiştirilmesi,
gibi geçici tedbirler kararlaştırılabilir. Bu tedbirler, özellikle şiddet, tehdit, hakaret veya ortak yaşamı çekilmez hâle getiren davranışlar nedeniyle bir eşin konutu terk etmek zorunda kalması durumunda önem taşır.
Konut Üzerinde İhtiyati Tedbir Talebi
Aile konutunun üçüncü kişilere devrini önlemek amacıyla mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilir. İhtiyati tedbir, aile konutu şerhinden farklı olarak yalnızca konutla sınırlı olmayıp:
- Eşin diğer taşınmazlarına,
- Banka hesaplarına,
- Taşınabilir mallarına,
- Şirket hisselerine
da uygulanabilir. Bu nedenle mal kaçırma ihtimali bulunan durumlarda aile konutu şerhi ile birlikte ihtiyati tedbir kararı, eşin haklarının korunması için en etkili hukuki mekanizmalardan biridir.
Yargıtay’ın Uygulamada Benimsediği Esaslar
Yargıtay, aile konutunun korunmasına ilişkin uyuşmazlıklarda şu ilkelere önem vermektedir:
- Aile konutunun fiili kullanımının devam etmesi,
- Şerh bulunmasa dahi konut niteliğinin korunması,
- Üçüncü kişilerin iyi niyet iddialarının sıkı şekilde değerlendirilmesi,
- Düşük bedelli satış ve yakın akrabaya devir gibi işlemlerin dikkatle incelenmesi,
- Mahkemece barınma hakkının gözetilmesi.
Bu yaklaşım doğrultusunda, aile konutuna yönelik tasarrufların diğer eşin rızası olmaksızın geçerli olamayacağı; üçüncü kişilerin de aile konutu niteliğini bilmesi veya bilebilecek durumda olması hâlinde işlemin korunmayacağı kabul edilmektedir.
Sonuç
Boşanma sürecinde aile konutunun korunması, hem eşlerin hem de çocukların barınma hakkının güvenceye alınması bakımından hayati önem taşır. Üstelik aile konutu, mal rejimi tasfiyesi bakımından ekonomisi yüksek ve stratejik bir malvarlığı unsurudur. Bu nedenle boşanma davasında aile konutunun geleceğine ilişkin tedbirlerin zamanında talep edilmesi, ileride doğabilecek hak kayıplarını önler ve sürecin sağlıklı yürütülmesini sağlar.
Mal Kaçırmaya Karşı Etkili Koruma Stratejileri ve Uygulama Önerileri
Boşanma sürecinde mal kaçırma davranışlarıyla karşılaşılması oldukça yaygındır ve çoğu zaman ani, hızlı ve görünüşte hukuka uygun işlemlerle gerçekleştirildiğinden, tarafların haklarını koruyabilmesi için doğru zamanda doğru hukuki adımların atılması gerekir. Etkili bir koruma stratejisi, yalnızca ihtiyati tedbir veya aile konutu şerhi gibi tekil mekanizmalara dayanmamalı; tüm malvarlığı unsurlarını kapsayan bütüncül bir yaklaşım uygulanmalıdır.
1. Aile Konutu Şerhinin Derhâl Tesis Edilmesi
Aile konutunun devrini veya üzerinde tasarruf yapılmasını engellemenin en hızlı ve etkili yolu, tapuya aile konutu şerhi verilmesidir. Şerhin konulması için dava açılmasına gerek yoktur; eşlerden biri tek taraflı başvuru yapabilir. Bu nedenle boşanma düşüncesi oluşur oluşmaz veya mal kaçırma şüphesi ortaya çıktığında aile konutu şerhi, ilk adım olarak değerlendirilmelidir.
- Tapuda belirli bir süre içinde uygulanır,
- Malik eşin rızası gerekmez,
- Üçüncü kişilere devri fiilen imkânsız kılar.
Şerhin gecikmesi hâlinde kötü niyetli tasarrufların hızla yapılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
2. İhtiyati Tedbir Taleplerinin Zamanında Yapılması
İhtiyati tedbir, şerh dışında kalan tüm malvarlığı unsurlarının korunması için en etkili araçtır. Tedbir kararıyla:
- Taşınmazların devri engellenebilir,
- Banka hesaplarındaki paraların çekilmesi durdurulabilir,
- Araç satışları kısıtlanabilir,
- Şirket paylarının devri önlenebilir.
Tedbir taleplerinin gecikmesi hâlinde, sonradan telafisi güç zararlar ortaya çıkabileceğinden mahkemeye hızlı başvuru hayati önem taşır.
3. Banka Kayıtlarının ve Finansal Hareketlerin İncelenmesi
Mal kaçırma çoğu zaman bankadan nakit çekme, üçüncü kişilere yüksek meblağlı transferler veya yüksek tutarlı harcamalarla gerçekleştirilir. Bu nedenle:
- Banka hareketlerinin celbi,
- Nakit çekimlerinin zamanlaması,
- Üçüncü kişilere yapılan ödemelerin amacı,
- Kredi kartı işlemleri,
bilgi-belge toplanması bakımından önem taşır. Yargıtay, özellikle boşanmadan hemen önce yapılan olağan dışı finansal hareketleri mal kaçırmanın güçlü emareleri arasında değerlendirmektedir.
4. Taşınmazların ve Araçların Sistematik Takibi
Tapu ve trafik sicilleri, mal kaçırmanın ilk izlerinin görülebileceği yerlerdir. Bu nedenle taraflar:
- Tapu kayıtlarını düzenli olarak kontrol etmeli,
- Son dönem devir ve ipotek işlemlerini incelemeli,
- Araç satışlarını E-Devlet üzerinden takip etmeli.
Olağan dışı bir işlem tespit edildiğinde derhâl tedbir talep edilmesi gerekir.
5. Şirket Hisseleri Üzerindeki İşlemlerin İncelenmesi
Mal kaçırma amaçlı işlemler bazen doğrudan şirket üzerinden yapılır. Özellikle aile şirketlerinde:
- Hisselerin düşük bedelle devri,
- Gerçek olmayan ortaklık devirleri,
- Şirket kasasından olağan dışı para çıkışları,
- Şirket gelirlerinin başkası adına kaydedilmesi,
sıkça rastlanan yöntemlerdir. Bu nedenle şirket kayıtlarının, defterlerin ve finansal tabloların incelenmesi kritik önem taşır.
6. Muvazaalı İşlemlere Karşı Delil Toplama
Muvazaanın ispatı her zaman kolay değildir; ancak güçlü deliller elde edildiğinde tasarrufun iptali davaları başarıyla sonuçlanabilir. Bu nedenle:
- WhatsApp yazışmaları,
- Telefon kayıtları,
- Banka dekontları,
- Tanık ifadeleri,
- Tapu işlem dosyaları,
süreç boyunca titizlikle toplanmalı ve mahkemeye sunulmalıdır. Yargıtay, özellikle tarafların ekonomik gerçekliğine uymayan bağış ve satış işlemlerini sıkı şekilde denetlemektedir.
7. Tasarrufun İptali Davasının Açılması
Mal kaçırma davranışının kesinleştiği durumlarda tasarrufun iptali davası, mal rejimi tasfiyesinde alacak hakkının korunması için en etkili mekanizmadır. Bu davalar genellikle:
- Muvazaalı satışlar,
- Bedelsiz kazandırmalar,
- Gerçek dışı borçlanmalar
için açılır. Davanın başarıya ulaşması hâlinde işlem hükümsüz kalır ve malvarlığı tasfiyeye dâhil edilir.
8. Diğer Koruma Mekanizmalarının Birlikte Kullanılması
Mal kaçırmanın engellenmesinde tek bir mekanizma yeterli olmayabilir. En etkili sonuç için şu adımlar birlikte kullanılmalıdır:
- Aile konutu şerhi
- İhtiyati tedbir
- Banka hesap blokeleri
- Tapu ve trafik sicili incelemeleri
- Muvazaa tespiti
Bu bütüncül yaklaşım, eşin mal kaçırma yönündeki girişimlerini büyük ölçüde etkisiz hâle getirir.
Sonuç
Mal kaçırmaya karşı geliştirilen koruma stratejilerinin etkili olabilmesi için hukuki sürecin doğru yönetilmesi, delillerin güçlü şekilde sunulması ve zaman kaybetmeden harekete geçilmesi gerekir. Boşanma davası sürecinde eşin malvarlığı üzerinde yaptığı tasarruflar ayrıntılı şekilde incelenmeli; şüphe uyandıran her işlem, hem mal rejimi tasfiyesi hem de tasarrufun iptali davası bakımından değerlendirilmelidir.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Boşanma sürecinde mal kaçırma, aile konutu üzerinde tasarruf girişimleri, muvazaalı devirler ve malvarlığının gizlenmesi gibi davranışlar, eşlerden birinin ekonomik haklarını doğrudan zedeleyebilecek nitelikte ağır hukuka aykırılıklar arasında yer alır. Türk Medeni Kanunu’nun aile hukukuna ilişkin düzenlemeleri ve mal rejiminin tasfiyesine yönelik hükümleri, bu tür eylemleri engellemeye ve eşlerin ekonomik menfaatlerini korumaya yönelik güçlü bir koruma mekanizması sunmaktadır. Sürecin etkin yönetilmesi, hem katılma alacağının hem de değer artış payı alacağının doğru hesaplanması bakımından kritik önem taşır.
Aile konutu şerhi, ihtiyati tedbir, tasarrufun iptali davası ve muvazaa incelemesi; kötü niyetli tasarrufların eşin tasfiye alacağını ortadan kaldırmasını engelleyen tamamlayıcı enstrümanlardır. Bu mekanizmaların doğru zamanda ve koordineli şekilde işletilmesi hâlinde, mal kaçırma amaçlı işlemler hukuk düzeni tarafından korunmaz ve tasfiye, taşınmazın veya varlığın gerçek ekonomik değeri üzerinden yapılır. Böylece diğer eşin uğrayacağı hak kayıpları önemli ölçüde önlenir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da aile konutunun korunması, muvazaalı işlemlerin ortaya çıkarılması ve malvarlığının evlilik birliği aleyhine azaltılması niteliğindeki davranışların tasfiye sürecine etkisini önemseyen bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Özellikle boşanma davası açılmadan hemen önce yapılan, ekonomik gerçeklikle bağdaşmayan veya üçüncü kişilerin iyi niyetini ortadan kaldıran tasarruflar, Yüksek Mahkeme tarafından dikkatle incelenmekte ve çoğu durumda geçersiz sayılmaktadır.
Sonuç olarak; boşanma sürecinde malvarlığının korunması yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda boşanmanın mali sonuçlarının hakkaniyete uygun şekilde belirlenmesi için zorunlu bir hukuki gerekliliktir. Eşlerden biri tarafından gerçekleştirilen mal kaçırma amaçlı tasarrufların erken tespit edilmesi, delillerin eksiksiz şekilde toplanması ve en uygun hukuki yolun zamanında işletilmesi, tarafların ekonomik haklarının korunmasında belirleyici rol oynar. Bu nedenle, sürecin başından itibaren profesyonel hukuki destek alınması ve mal rejimi tasfiyesi aşamasının stratejik olarak yönetilmesi, doğacak tüm hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.
İletişim
Avukat İnanç Eker Hukuk Bürosu
Barbaros Mahallesi, Mor Menekşe Sokak, Deluxia Suites Sitesi, No: 3A, Kat 12, Daire 155, Ataşehir / İstanbul
Telefon: +90 532 245 74 66
Dahili Telefon: 0 216 514 74 04
E-posta: info@inanceker.av.tr
Web Sitesi: https://inanceker.av.tr
Google Maps: Konumu Görüntüle