Boşanmada Kusur Türleri

İçindekiler
Boşanmada Kusur Türleri | Kusur Tespiti, TMK 166 ve Yargıtay – Av. İnanç Eker

Boşanmada Kusur Türleri ve Kusurun Davaya Etkisi

Giriş – Türk Medeni Kanunu’nda Kusur Kavramının Önemi

Boşanma davalarında “kusur” kavramı, Türk Medeni Kanunu’nun sistematiği içerisinde yalnızca eşlerin birbirlerine yönelik hukuka aykırı davranışlarının sınıflandırılması anlamına gelmez. Kusur, boşanma kararının verilip verilemeyeceğini belirleyen temel hukuki kriterlerden biri olduğu gibi, boşanmanın ferileri olan maddi tazminat, manevi tazminat, yoksulluk nafakası, velayet gibi sonuçların belirlenmesinde de doğrudan etkili bir unsurdur. Bu nedenle aile mahkemelerinin uygulamasında kusur tespiti, boşanmanın yalnızca sebebini değil, doğuracağı sonuçları da şekillendiren belirleyici bir aşamadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 161 ilâ 166. maddeleri boşanma sebeplerini düzenlerken, her bir sebep bakımından somut olayın özelliklerine göre kusurun nasıl değerlendirileceğini de hâkimin takdir yetkisine bırakmıştır. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Yargıtay içtihatlarında yıllardır istikrar kazanan değerlendirme yöntemi gereğince, eşlerin davranışlarının evlilik birliği üzerindeki etkisi, davranışların ağırlığı, sürekliliği ve taraflar arasındaki karşılıklı kusur oranı esas alınarak sonuç belirlenir. Dolayısıyla bir boşanma davasının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için kusurun hukuki mahiyetinin, derecelerinin ve Yargıtay’ın bu konudaki ölçütlerinin doğru anlaşılması gerekir.

Kusur kavramı, boşanma yargılamasında yalnızca “kim daha kusurlu?” sorusunun cevabını bulmak için değerlendirilmez; aynı zamanda tarafların evlilik birliğinden doğan sadakat, birlikte yaşama, destek olma, saygı gösterme gibi yükümlülükleri hangi ölçüde ihlal ettiğini belirlemek için de incelenir. Bu açıdan kusur, aile hukukunun özünü oluşturan “evlilik birliğinin korunması” amacıyla doğrudan bağlantılıdır. Eşlerden birinin bu yükümlülükleri ağır bir şekilde ihlal etmesi, evlilik birliğini temelinden sarsan bir davranış olarak kabul edilir ve boşanma sonucunu doğurabilir.

Uygulamada kusur tespitinin öneminin en çok hissedildiği alanlardan biri de boşanmanın ferileridir. Maddi tazminat talebinin kabulü için karşı tarafın daha ağır kusurlu olması gerekirken, manevi tazminat bakımından kusurun yalnızca daha ağır değil, aynı zamanda şahsiyet haklarına saldırı niteliğinde bir fiil içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Yoksulluk nafakası bakımından ise kusur tek başına belirleyici bir unsur hâline gelir; zira TMK m.175 gereğince “daha ağır kusurlu eş” yoksulluk nafakası talep edemez. Bu yönüyle kusur, boşanmanın hem sebebi hem sonucu üzerinde çift yönlü bir etkiye sahiptir.

Kusur kavramının önemi yalnızca yetişkin eşler bakımından değil, çocuklar açısından da önem taşır. Her ne kadar velayet kararları kusur esasına göre verilmezse de, eşin kusurlu fiillerinin çocuğun üstün yararını nasıl etkilediği değerlendirilirken kusur unsuru dolaylı biçimde devreye girer. Örneğin sistematik şiddet, ağır öfke kontrol problemi veya çocukla ilgilenmeme gibi kusur teşkil eden davranışlar, velayetin taraflar arasında nasıl düzenleneceği konusunda ciddi belirleyici rol oynayabilir.

Bununla birlikte, boşanma yargılamasında kusurun en kritik yönlerinden biri, hakimin kusur değerlendirmesini tarafların ileri sürdüğü hukuki sebeple sınırlı olarak yapmamasıdır. Aile mahkemesi hâkimi, tarafların hem dava hem de cevap dilekçelerinde sunduğu olguları, delilleri, tanık beyanlarını ve olayların oluş biçimini dikkate alarak kusurun niteliği ve derecesi konusunda bağımsız bir değerlendirme yapar. Bu sebeple davanın başından itibaren kusur iddialarının doğru hukuki çerçevede kurularak delillerle desteklenmesi büyük önem taşır.

Sonuç olarak, boşanma davalarının doğası gereği kusur tespiti, hem davanın esasını oluşturan maddi vakıaların nitelendirilmesinde hem de boşanmanın sonuçları üzerinde belirleyici etkisi nedeniyle merkezi bir role sahiptir. Bu nedenle kusur türlerinin sistematik olarak incelenmesi, ağır–orta–hafif kusur ayrımının hukuki öneminin ortaya konulması ve kusurun TMK’nın 166. maddesi çerçevesinde boşanma yargılamasına nasıl yön verdiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir.

Kusur Türlerinin Sınıflandırılması

Boşanma davalarında kusurun doğru şekilde sınıflandırılması, hem boşanma sebebinin hukuken kabul edilebilir olup olmadığının tespit edilmesi hem de boşanmanın sonuçlarının belirlenmesi bakımından zorunludur. Türk Medeni Kanunu kusur türlerini açıkça saymamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarında uzun yıllardır oluşan yerleşik uygulama çerçevesinde kusur; ağır kusur, orta dereceli kusur ve hafif kusur olmak üzere üç ana başlık altında değerlendirilmektedir. Bu sınıflandırma, eşlerin davranışlarının evlilik birliği üzerindeki etkisini daha somut bir çerçeveye oturtmayı ve hâkimin takdir yetkisini nesnel ölçütlerle kullanmasını sağlamayı amaçlar.

1. Ağır Kusur

Ağır kusur, eşlerden birinin evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikte, çoğu zaman geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuran, evlilik ilişkisinin devamını objektif olarak beklenemez hâle getiren davranışlarını ifade eder. Bu tür davranışların ortak özelliği, evlilik birliği yükümlülüklerini açıkça ve ağır biçimde ihlal etmeleri ve diğer eşte ciddi bir güven/itimat kaybına yol açmalarıdır.

Yargıtay uygulamasında ağır kusur olarak kabul edilen başlıca davranış türleri şunlardır:

  • Zina: Eşin sadakat yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal etmesi olup TMK m.161’de ayrıca özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Zina fiilinin ispatlanması hâlinde davranışın ağırlığı tartışmasız kabul edilir.
  • Fiziksel Şiddet: Eşe karşı yaralama, darp, saldırı niteliğindeki davranışlar hem ağır kusur hem de çoğu zaman manevi tazminatın koşulunu oluşturur.
  • Ağır Hakaret ve Tehdit: Onur kırıcı sözler, sistematik aşağılamalar, tehditle baskı kurma, eşin kişilik haklarını ihlal eden davranışlar ağır kusurlu kabul edilir.
  • Terk veya Fiili Ayrılık Niteliğinde Davranışlar: Evi sebepsiz ve uzun süreli olarak terk etmek, aile birliğini tamamen işlevsiz kılacak biçimde ortak yaşamı reddetmek.
  • Sadakat ve Güven Yükümlülüğünün Ağır İhlali: Başka kişilerle uygunsuz yazışmalar, gizli ilişkiler, şüphe uyandıran ve karşı tarafı küçük düşüren davranışlar.

Ağır kusurun boşanma yargılamasına etkisi çok yönlüdür. Öncelikle, eşlerden birinin ağır kusurlu olduğunun ispatlanması hâlinde TMK m.166/1 kapsamında boşanmaya karar verilmesi kolaylaşır; zira evlilik birliğinin sarsıldığı olgusu bu nitelikteki davranışlarda açık şekilde ortaya çıkar. Ayrıca ağır kusur, maddi tazminat ve özellikle manevi tazminat taleplerinde davacı lehine önemli bir avantaj sağlar. Manevi tazminatın kabulü için, karşı tarafın en azından ağır kusurlu olması ve kusurun kişilik haklarını ihlal eder mahiyette bulunması gerektiği göz önüne alındığında, ağır kusur tespiti davanın ferileri bakımından belirleyici bir rol oynar.

2. Orta Dereceli Kusur

Orta dereceli kusur, ağır kusur kadar evlilik birliğini kökten sarsmamakla birlikte evlilik ilişkisinin sağlıklı biçimde devamını zorlaştıran, huzursuzluğa yol açan ve çoğu zaman tekrarlayıcı nitelikte olan davranışları kapsar. Bu tür davranışlarda eşin evlilik yükümlülüklerini ihlal ettiği açıktır; ancak ihlalin ağırlığı, taraflar arasındaki güven ilişkisini tamamen ortadan kaldıracak seviyede değildir.

Orta kusura ilişkin Yargıtay uygulamasında sıklıkla karşılaşılan örnekler şunlardır:

  • Eşle İlgilenmeme: Uzun süreli duygusal ve sosyal ilgisizlik, evlilik birliğinin gerektirdiği yakınlığı göstermeme.
  • Sürekli Tartışma ve Evlilik Birliğini Zedeleyici Tutumlar: Taraflar arasındaki geçimsizliği derinleştiren, öfke kontrolü sorunları, huzursuzluk yaratma.
  • Aile Birliği Yükümlülüklerinin İhlali: Ev geçindirme görevini yerine getirmeme, ev işlerini veya ortak sorumlulukları paylaşmayı reddetme.
  • Aile Büyüklerine Hakaret veya Saygısızlık: Özellikle karşı tarafın ailesine yönelik tahkir edici davranışlar Yargıtay tarafından orta kusur kapsamında değerlendirilir.

Orta dereceli kusur, boşanma kararının verilmesinde etkili olmakla birlikte, çoğu zaman karşılıklı kusur ihtimalini gündeme getirir. Zira Yargıtay, evlilik birliğinin uzun süreli geçimsizlik nedeniyle bozulduğu durumlarda tarafların birbirlerine yönelik kusurlu davranışlarını birlikte değerlendirir ve "biraz daha kusurlu eş" ilkesi doğrultusunda karar verir. Ancak orta dereceli kusur, tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde de önem taşır; özellikle manevi tazminat için ağır kusur aranmakla birlikte, maddi tazminatta karşı tarafın orta dereceli kusurlu olması yeterli olabilir.

3. Hafif Kusur

Hafif kusur, evlilik birliğini temelinden sarsmaya elverişli olmayan; ancak taraflar arasındaki huzursuzluğa katkıda bulunan, görece önemsiz veya tekil nitelikteki davranışları ifade eder. Bu tür davranışların ortak özelliği, evlilik yükümlülüklerini ihlal etmekle birlikte boşanmayı gerektirecek ölçüde ağır olmamalarıdır.

Hafif kusur sayılabilecek davranışlara örnek olarak şunlar gösterilebilir:

  • Tekil Tartışmalar: Süreklilik göstermeyen, anlık öfke ile söylenen sözler.
  • Basit Geçimsizlik Unsurları: Evliliklerin doğasında bulunabilecek nitelikteki küçük anlaşmazlıklar.
  • Davranışın Etkisinin Zayıf Olması: Evlilik birliğini sarsıcı etkisi oldukça düşük ve sonuç doğurmayan ihlaller.

Hafif kusur, tek başına boşanma sebebi olarak kabul edilmez; ancak karşı tarafın ağır kusurlu olduğu durumlarda kusur dağılımının belirlenmesine yardımcı olur. Ayrıca tazminat talepleri bakımından hafif kusurun etkisi sınırlıdır; hafif kusurlu eşe karşı maddi veya manevi tazminat talebi çoğu zaman karşılık bulmaz. Yargıtay içtihatlarında, hafif kusurun boşanmanın ferileri üzerinde belirleyici etkiye sahip olmadığı; ancak davanın genel kusur tablosunun anlaşılmasında yardımcı bir ölçüt olduğu vurgulanmaktadır.

Bu üçlü sınıflandırma, boşanma davalarında kusur değerlendirmesinin soyut bir kavram olmaktan çıkarak somut olaya uygulanabilir hâle gelmesini sağlar. Ağır, orta ve hafif kusur ayrımı, hem boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin tespitinde hem de boşanmanın ferilerinin belirlenmesinde hakime yol gösteren temel bir hukuki çerçeve niteliğindedir.

Kusurun Belirlenmesinde Hâkimin Takdir Yetkisi

Boşanma davalarında kusurun hangi eşe ait olduğunun ve bu kusurun derecesinin tespiti, hem davanın esasına ilişkin hükmün kurulmasında hem de boşanmanın ferilerinin belirlenmesinde merkezi bir önem taşır. Türk Medeni Kanunu, kusurun belirlenmesini hâkimin takdirine bırakmış; ancak bu takdir yetkisi, Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş bir dizi ilke doğrultusunda kullanılmalıdır. Bu sebeple kusur tespiti, yalnızca taraf beyanlarının değil, tüm delillerin, olayların oluş sırasının ve taraflar arasındaki evlilik dinamiğinin bir bütün olarak değerlendirilmesini gerektirir.

Delillerin Değerlendirilmesi ve İspat Yükü

Kusur iddiasında bulunan taraf, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. HMK’nın genel ispat kuralları gereğince, bir olguyu ileri süren taraf bu olgunun doğruluğunu hukuka uygun delillerle desteklemek zorundadır. Dolayısıyla boşanma yargılamasında kusurun tespiti, ispat yükü ve delil serbestisi ilkelerinin kesişim noktasında şekillenir.

Aile mahkemeleri, delilleri değerlendirirken bir hukuk davasına kıyasla daha geniş bir değerlendirme perspektifi kullanır. Bunun temel sebebi, evlilik birliğinin gizli alanına ilişkin pek çok olgunun ancak dolaylı delillerle ortaya konulabilmesidir. Bu kapsamda mahkemeler; tanık anlatımlarını, WhatsApp ve SMS yazışmalarını, sosyal medya paylaşımlarını, kamera görüntülerini, otel kayıtlarını, HTS dökümlerini ve tıbbi raporları ayrı ayrı değil, bir bütünlük içinde değerlendirir.

Özellikle son yıllarda iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, mahkemelere sunulan delil çeşitliliğini artırmıştır. Ancak bu delillerin kabul edilebilirliği, hukuka uygunluk kriterine bağlıdır. Örneğin gizlice kaydedilen ses veya görüntü kayıtları, eğer kişinin kendisine yönelmiş haksız bir saldırıyı ispatlamak amacıyla ve başka bir şekilde delil elde etme imkânı bulunmadığı durumda alınmışsa kabul edilebilir; aksi hâlde hukuka aykırı delil kapsamında değerlendirilir. Benzer şekilde, üçüncü kişilerin özel hayatını ilgilendiren veri ve kayıtların hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilmesi delil değeri taşımaz.

Kusurun Derecesinin Belirlenmesinde Ölçütler

Hâkim kusurun türünü ve derecesini belirlerken yalnızca fiilin kendisini değil, fiilin evlilik birliği üzerindeki etkisini ve tarafların bu fiilden önceki davranışlarını da dikkate alır. Yargıtay içtihatlarında yerleşik hâle gelen ölçütler şu şekilde özetlenebilir:

  • Eylemin Ağırlığı: Fiilin evlilik birliğini hangi ölçüde zedelediği, eşin kişilik haklarına ne ölçüde müdahale ettiği ve sadakat yükümlülüğünü ne derece ihlal ettiği dikkate alınır. Zina, ağır şiddet, tehdit gibi eylemler doğrudan ağır kusur olarak kabul edilir.
  • Süreklilik – Tekil Olay Ayrımı: Tek bir olay bazen ağır kusur oluşturabilirken (örneğin fiziksel şiddet veya zina), bazı davranışlar ancak süreklilik arz ettiğinde kusur teşkil eder. Sürekli huzursuzluk yaratma, evlilik birliğini zedeleyen davranışların tekrarı gibi fiiller bu kapsamdadır.
  • Tarafların Karşılıklı Kusurları: Evlilik birliğinin bozulmasına her iki tarafın da kusurlu davranışları sebep olmuş olabilir. Bu durumda hâkim, olayları karşılaştırmalı olarak değerlendirir ve hangi tarafın daha ağır kusurlu olduğuna karar verir. Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasına göre tazminat talepleri bakımından karşı tarafın “daha ağır kusurlu” olması aranır.
  • Evlilik Birliği Üzerindeki Etki: Aynı fiil, her evlilikte aynı etkiyi doğurmayabilir. Bu nedenle hâkim, olayların evlilik birliği üzerindeki somut etkisini, taraflar arasındaki fiili ilişkiyi ve olayların yaşandığı dönem içindeki evlilik dinamiğini dikkate alarak değerlendirme yapar.

Kusurun derecesi belirlenirken hâkim, delillerin tutarlılığını ve yaşamın olağan akışına uygunluğunu da göz önünde bulundurur. Özellikle çelişkili tanık anlatımlarında, tanığın taraflarla olan yakınlık derecesi, olayları bizzat görüp görmediği ve anlatımın somutluk düzeyi önem taşır. Yargıtay, soyut ve genel ifadeler içeren tanıklık beyanlarının kusur tespiti için yeterli olmadığını; davranışın somut bir olaya dayanması gerektiğini vurgular.

Kusurun belirlenmesinde bir diğer önemli husus, hâkimin tarafların kişisel özelliklerini ve evlilik süresini dikkate almasıdır. Uzun yıllar süren bir evlilikte tek bir tartışma hafif kusur olarak kabul edilebilirken, yeni kurulmuş bir evlilikte aynı davranış daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle kusur değerlendirmesi her zaman somut olayın özelliklerine göre yapılır.

Sonuç olarak, kusurun belirlenmesinde hâkimin takdir yetkisi geniş olmakla birlikte, bu yetki keyfi değildir. Yargıtay’ın uzun yıllara yayılan içtihatları ve aile hukukunun temel ilkeleri doğrultusunda, deliller bir bütün hâlinde değerlendirilir ve tarafların davranışlarının evlilik birliği üzerindeki etkisi esas alınır. Böylece kusurun kimde olduğu, hangi derecede bulunduğu ve boşanmanın ferilerine nasıl yansıyacağı hukuken sağlıklı bir şekilde belirlenmiş olur.

Kusur–Boşanma İlişkisi: TMK 166/1, 166/2 ve 166/3 Çerçevesinde Değerlendirme

Türk Medeni Kanunu’nda boşanmaya ilişkin hükümler, kusur kavramının boşanmanın hem sebebinden hem de sonuçlarından ayrılmaz bir unsur olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle TMK m.166’da düzenlenen genel boşanma sebepleri, tarafların kusurlu davranışlarının evlilik birliğini ne şekilde etkilediğini ve bu etkinin hukuki sonuçlarını değerlendirmeye yönelik bir çerçeve sunar. Kusur, her ne kadar kanunda derecelendirilmiş biçimde sayılmamış olsa da, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda hâkim tarafından evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığının belirlenmesinde ve boşanmanın sonuçlarının tayininde doğrudan dikkate alınır.

1. TMK 166/1 – Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

TMK m.166/1, boşanma davalarının en geniş uygulama alanına sahip hükmüdür. Maddeye göre, “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Bu hükümde kusur açık biçimde bir şart olarak düzenlenmemiş olsa da, boşanma kararının verilebilmesi için taraflardan en az birinin bu sarsılmaya yol açan bir davranışta bulunmuş olması gerekir. Uygulamada hâkim, evliliğin sarsılmasına neden olan olayların niteliğini ve tarafların kusur durumlarını bir bütünlük içinde değerlendirir.

Bu kapsamda kusurun etkisi iki yönlüdür:

  • Boşanma kararının verilmesinde: Evliliğin temelinden sarsılması, çoğu zaman taraflardan birinin ağır veya orta dereceli kusurundan kaynaklanır. Hâkim, olayların taraflar üzerindeki etkisini değerlendirerek ortak yaşamın fiilen sona erdiği veya sürdürülemez hâle geldiği sonucuna varabilir.
  • Boşanmanın ferilerinde: TMK 166/1 kapsamında verilen boşanma kararında, tazminat ve nafaka taleplerinin değerlendirilmesinde kusur belirleyici bir rol oynar. Özellikle maddi ve manevi tazminat bakımından karşı tarafın daha ağır kusurlu olması gerekliliği, kusur tespitini zorunlu kılar.

Yargıtay, 166/1 kapsamında açılan davalarda kusurun karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, “biraz daha kusurlu eş” ilkesinin tazminat taleplerinde belirleyici olduğunu vurgular. Bu nedenle 166/1 kapsamındaki boşanma davalarında kusur yalnızca bir başlangıç noktası değil; davanın tüm sonuçlarını şekillendiren ana unsurdur.

2. TMK 166/2 – Boşanmaya Karşı Çıkmanın Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olması

TMK 166/2, boşanma davalarında kusurun en kritik yansıma alanlarından biridir. Buna göre, davalı eş boşanmaya karşı çıkabilir; ancak boşanmaya karşı çıkma hakkı, evlilik birliğinin devamında üstün bir yarar bulunmaması hâlinde “hakkın kötüye kullanılması” niteliği taşıyabilir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, kusuru daha ağır olan veya evlilik birliğinin sürdürülmesini artık mümkün kılmayacak nitelikte davranışlarda bulunan eşin boşanmaya itiraz etmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır.

Bu hükmün kusur açısından doğurduğu sonuçlar şunlardır:

  • Ağır kusurlu eşin boşanmaya karşı çıkma hakkı sınırlandırılmıştır. Evlilik birliğini temelinden sarsan davranışlarda bulunan eş, evliliğin devamında korunan meşru bir yarar olmadığından, boşanma talebine itiraz edemez.
  • Hâkim kusur yönünden karşılaştırma yapmak zorundadır. Tarafların kusur oranları değerlendirilmeksizin, itirazın hakkın kötüye kullanılması olup olmadığı belirlenemez.
  • Davacı eşin kusuru daha ağır ise itiraz dikkate alınabilir. Bu durumda evliliğin devamında meşru bir yarar bulunduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilebilir.

Bu madde, Yargıtay’ın özellikle “fiili ayrılık”, “evlilik birliğinin fiilen sona ermiş olması” ve “tarafların karşılıklı kusurları” bağlamında sıkça uyguladığı hükümlerden biridir. TMK 166/2 uygulama alanı bulduğunda kusur, yalnızca boşanmanın ferileri için değil, bizzat boşanma kararının verilip verilemeyeceği yönünden belirleyici hâle gelir.

3. TMK 166/3 – Anlaşmalı Boşanmada Kusur İncelemesinin Yapılmaması

Anlaşmalı boşanma, tarafların boşanmanın tüm sonuçları üzerinde tam bir uzlaşmaya vararak evliliği sonlandırmalarını sağlayan özel bir boşanma türüdür. TMK 166/3’e göre; evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi hâlinde boşanma kararı verilebilir. Bu halde hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığını tespit etmek zorundadır.

Bu düzenlemenin kusur açısından en önemli özelliği şudur:

Anlaşmalı boşanmada kusur araştırması yapılmaz.

Taraflar, aralarındaki kusur dağılımını protokol kapsamında diledikleri şekilde düzenleyebilir; hatta hiç kusur tartışmasına girmeyebilirler. Hâkim, taraflar arasında bir kusur mukayesesi yapmadan yalnızca protokolün kanuna uygun olup olmadığını ve tarafların iradelerini serbestçe açıklayıp açıklamadıklarını denetler.

Ancak uygulamada anlaşmalı boşanmanın kusurla dolaylı ilişkisi şu durumlarda ortaya çıkar:

  • Tazminat talepleri: Anlaşmalı boşanmada taraflar tazminat konusunda anlaşmış olsalar da, sonradan protokolün geçersizliği iddiasıyla dava açılması hâlinde kusur yeniden değerlendirilir.
  • Velayet ve nafaka: Her ne kadar anlaşmalı boşanmada kusur incelenmese de, velayet düzenlemesinin çocuğun üstün yararına aykırı olması hâkim tarafından re’sen dikkate alınabilir.
  • Protokolün iptali hâlleri: İrade fesadı iddiası (yanılma, hile, korkutma) ileri sürülürse kusur olgusu mahkemede yeniden incelenebilir.

Sonuç olarak, TMK 166’nın üç farklı fıkrası kusur kavramının boşanma yargılaması içindeki yerini ve önemini doğrudan şekillendirir. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla açılan davalarda kusur, hem boşanmanın varlığını hem de sonuçlarını belirleyen ana unsurdur. Anlaşmalı boşanmalarda ise kusur araştırması yapılmamakla birlikte, fer’i taleplere ilişkin ihtilaflarda kusur yine hukuki değerini korur. Bu nedenle kusur, boşanma davalarında yalnızca bir olgu değil; davanın kaderini belirleyen çok yönlü bir hukuki kavramdır.

Kusurun Boşanmanın Ferilerine Etkisi

Boşanma yargılamasında kusur yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesine ilişkin hükmün kurulmasında değil, boşanmanın ferilerinin belirlenmesinde de doğrudan belirleyici bir rol oynar. Türk Medeni Kanunu’nun tazminat, nafaka ve velayete ilişkin hükümlerinin tamamı kusur kavramıyla ilişkilidir. Bu nedenle kusurun doğru tespiti; tarafların ekonomik beklentileri, kişisel hakları, çocuklarla kuracakları ilişki ve boşanma sonrası yaşam düzenleri üzerinde etkili olur. Yargıtay’ın istikrarlı uygulamalarında, kusur oranı ve kusurun niteliği boşanmanın ferilerine yön veren temel kriterler arasında yer almaktadır.

1. Maddi ve Manevi Tazminat (TMK m.174)

Maddi ve manevi tazminat talepleri, kusurun boşanmanın sonuçlarına olan etkisinin en açık şekilde görüldüğü düzenlemelerdir. TMK m.174/1’e göre, boşanmaya sebep olan olaylarda mevcut veya beklenen menfaati zedelenen ve “daha az kusurlu” olan eş maddi tazminat isteyebilir. Bu hüküm gereğince, tazminata hükmedilebilmesi için:

  • Evliliğin boşanmayla sona ermiş olması,
  • Talepte bulunan eşin zarara uğramış olması,
  • Zararın boşanmaya sebep olan olaylarla bağlantılı olması,
  • Talepte bulunan eşin karşı tarafa göre daha az kusurlu olması gerekir.

Maddi tazminat bakımından “daha az kusurlu olma” şartı, kusur dağılımını boşanma yargılamasında stratejik bir unsur hâline getirir. Davacı eşin talebi kabul edilebilmek için yalnızca zararını değil, aynı zamanda karşı tarafın kendisinden “daha ağır kusurlu” olduğunu da ortaya koyması gerekir.

Manevi tazminat ise TMK m.174/2’de düzenlenmiştir ve yalnızca kişilik haklarına saldırı niteliğindeki davranışları kapsar. Bu tür tazminata hükmedilebilmesi için karşı tarafın ağır kusurlu olması aranır. Yargıtay uygulamasında manevi tazminata hükmedilen başlıca ağır kusur örnekleri şunlardır:

  • Zina fiili,
  • Sistematik veya ağır fiziksel şiddet,
  • Hakaret, aşağılayıcı söz ve davranışlar,
  • Tehdit içeren eylemler,
  • Kişilik haklarını zedeleyen onur kırıcı isnatlar.

Bu doğrultuda manevi tazminat yalnızca duygusal zararı karşılamaya değil, aynı zamanda kişilik hakkına yönelen ağır saldırının hukuki bir sonucu olarak işlev görür. Davacının manevi tazminat talebinin kabul edilmesi için kusurun ağırlığı ve kişilik haklarının açık ihlali arasında somut bir bağ bulunmalıdır.

Tüm bu çerçevede tazminat hükümleri, boşanma yargılamasında kusurun en somut etkisini gösteren alan olup, kusur tespitinin isabetli yapılmaması hâlinde tazminat talepleri ya reddedilmekte ya da talep edilmemiş bir miktarın hüküm altına alınması söz konusu olmaktadır.

2. Nafaka (Tedbir – Yoksulluk – İştirak)

Nafaka hükümleri de kusur kavramıyla yakından bağlantılıdır. TMK m.175’e göre, yoksulluğa düşecek eş, boşanmaya karar verilmesi hâlinde kusuru daha ağır olmamak kaydıyla karşı taraftan yoksulluk nafakası talep edebilir. Bu düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere, daha ağır kusurlu eş yoksulluk nafakası talep edemez.

Bu hükmün uygulamadaki sonuçları şu şekilde özetlenebilir:

  • Ağır kusurlu eşe nafaka bağlanmaz: TMK m.175 gereği evlilik birliğinin sona ermesine daha ağır kusuruyla neden olan eş, ekonomik durumu yetersiz olsa dahi yoksulluk nafakasından yararlanamaz.
  • Orta kusurlu eş nafaka alabilir: Eğer karşı tarafın kusuru daha ağır ise orta kusur nafaka talebine engel oluşturmaz.
  • Tedbir nafakasında kusur aranmaz: Boşanma sürecinde taraflardan birinin barınma veya geçinme ihtiyacı doğduğunda, tedbir nafakası kusurdan bağımsız olarak hükmedilir.
  • İştirak nafakasında kusur etkili değildir: Çocuğun üstün yararı ilkesinin gereği olarak, çocuğun bakım giderleri için ödenecek iştirak nafakasında kusur değerlendirilmez. Bu nafakanın amacı, çocuğun yaşam standardının korunmasıdır.

Yargıtay içtihatlarında yoksulluk nafakasında temel kriter, nafaka talep eden eşin kusur bakımından karşı taraftan daha ağır bir durumda olmamasıdır. Bu nedenle, kusur tespiti nafakanın kabul edilip edilmeyeceğinde kritik bir aşamadır. Hatta bazı durumlarda kusur dağılımı, nafaka miktarının belirlenmesinde bile dolaylı bir rol oynayabilir.

3. Velayet ve Kişisel İlişki Düzenlemeleri

Velayet düzenlemesi esas itibarıyla kusura dayalı olarak yapılmaz. TMK m.182 uyarınca velayet düzenlemesinin temel ölçütü “çocuğun üstün yararıdır”. Bununla birlikte, eşin kusurlu davranışları çocuğun üstün yararını doğrudan etkiliyorsa kusur dolaylı olarak velayet düzenlemesine yansır.

Örnek olarak:

  • Ağır öfke kontrol sorunları,
  • Çocuğa veya eşe yönelik fiziksel şiddet,
  • Çocuğun temel ihtiyaçlarını ihmal eden davranışlar,
  • Bağımlılık sorunları (alkol, madde vb.),
  • Çocuğun psikolojik bütünlüğünü zedeleyen ebeveyn tutumları

gibi kusur teşkil eden eylemler, velayetin ilgili ebeveyne verilmesini engelleyebilir veya kişisel ilişki düzeninin daha sınırlı kurulmasına neden olabilir.

Ayrıca Yargıtay uygulaması, velayet belirlenirken ebeveynin kusurlu davranışlarının çocuğun gelişimine yönelik risk oluşturup oluşturmadığını dikkate alır. Örneğin eşe yönelik şiddet, çocuğun şiddet ortamına maruz kalma ihtimali bulunduğundan velayet bakımından ciddi bir olumsuzluk olarak değerlendirilir. Benzer şekilde, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak davranışlar veya ebeveynlik sorumluluğunu yerine getirmede isteksizlik de kusur kapsamında ele alınabilir.

Kişisel ilişki kurulmasında da kusur dolaylı bir değerlendirme unsuru olabilir. Çocuğun psikolojik güvenliğini tehdit eden davranışlar var ise, kişisel ilişki sınırlanabilir, gözetimli hâle getirilebilir veya tedbir şartlarına bağlanabilir.

Sonuç olarak, kusurun boşanmanın ferilerine etkisi çok yönlüdür. Tazminat taleplerinde doğrudan belirleyici, nafaka hükümlerinde yarı belirleyici, velayet açısından ise dolaylı fakat etkili bir unsur olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle kusur tespitindeki hata, yalnızca boşanma kararını değil, tarafların ekonomik ve ebeveynlik durumlarını da doğrudan etkileyen ciddi sonuçlar doğurabilir.

Yargıtay İçtihatlarına Göre Kusur Örnekleri

Boşanma davalarında kusurun belirlenmesinde Türk Medeni Kanunu genel bir çerçeve sunmakla birlikte, fiilin hangi derecede kusur oluşturduğu ve boşanmaya etkisinin nasıl değerlendirileceği esas olarak Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir. Aile mahkemeleri, somut olayda kusur tespiti yaparken Yargıtay’ın yerleşik kararlarında benimsenen ölçütlerden ve davranış tipolojilerinden yararlanır. Bu nedenle Yargıtay’ın kusura ilişkin değerlendirmeleri, boşanma davalarında hem avukatlar hem de hâkimler için uygulamanın merkezinde yer alır.

Aşağıda Yargıtay’ın son yıllarda istikrarlı şekilde benimsediği kusur örnekleri, kusur derecelendirmesi üzerinden sistematik biçimde ele alınmıştır. Bu örnekler, somut olayın özelliklerine göre genişleyebilecek veya farklı değerlendirilebilecek olmakla birlikte; mahkemeler tarafından sıkça referans alınan davranış kategorilerini ortaya koymaktadır.

Süreklilik Aranan Kusur Türleri

Bazı kusur türleri, evlilik birliğini sarsıcı nitelikte kabul edilmekle birlikte, tek bir olayla ağır kusur derecesine ulaşmayabilir. Yargıtay bu davranışların “süreklilik” arz etmesi hâlinde boşanma sebebi oluşturacağını kabul etmektedir. Bu kapsamda süreklilik unsurunun aranması, davranışın evlilik birliği üzerindeki yıkıcı etkiyi zaman içinde oluşturduğu durumlarda önem kazanır.

  • Sürekli Tartışma ve Evin Huzurunu Bozma: Taraflar arasında sık sık yaşanan, evlilik birliğini olumsuz etkileyen, aile ortamını huzursuz kılan ve zamanla ortak yaşamı çekilmez hâle getiren tartışmalar. Tekil bir tartışma hafif kusur sayılabilir; ancak süreklilik arz ettiğinde Yargıtay bunu boşanma sebebi kabul etmektedir.
  • Evden Uzaklaşma ve Fiili Ayrılık: Eşin gerekçesiz ve uzun süreli şekilde ortak konuttan ayrılması, aile birliğini sürdürme yükümlülüğünü ihlal eden nitelikte olup, davranış süreklilik kazandığında ağır sonuçlar doğurur. Fiili ayrılığın “terk” niteliğine ulaşması, olayların oluş biçimine göre değerlendirilmektedir.
  • Aile Birliği Yükümlülüklerini Yerine Getirmeme: Eşin evlilik sürecine sürekli ilgisiz kalması, ortak sorumlulukları yerine getirmemesi, ev ekonomisine katkı sağlamaması veya eşin duygusal ihtiyaçlarına kayıtsız kalması süreklilik hâlinde orta veya ağır kusura dönüşebilir.

Yargıtay, bu davranışların tekil hâlde her zaman boşanma sonucunu doğurmayacağını, ancak süreklilik arz eden uygulamalar şeklinde ortaya çıkmaları hâlinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına işaret eden bir kusur tablosu oluşturacağını kabul etmektedir.

Tek Bir Eylemle Ağır Kusur Oluşturan Davranışlar

Yargıtay bazı davranışları, tek bir defa gerçekleşmiş olsa dahi ağır kusur kabul etmekte ve boşanma için yeterli görmektedir. Bu tür eylemlerin ortak özelliği, evlilik birliğini kökten sarsacak nitelikte olmaları ve eşler arasındaki güven ilişkisinde ciddi bir kırılma yaratmalarıdır.

  • Zina: Eşin sadakat yükümlülüğünü açık şekilde ihlal eden bu davranış, TMK m.161 kapsamında özel boşanma sebebidir. Zina fiilinin ispatlanması hâlinde davranışın ağırlığı tartışma konusu değildir; Yargıtay tekil olsa dahi zinayı ağır kusur kabul eder.
  • Fiziksel Şiddet: Eşe yönelik darp, yaralama veya saldırı niteliğindeki eylemler, taraflar arasındaki güveni ortadan kaldırır ve tek bir olayla dahi ağır kusur oluşturur. Yargıtay fiziksel şiddeti, kişilik haklarına açık saldırı niteliği taşıdığı için manevi tazminatın temel koşullarından saymaktadır.
  • Ağır Hakaret ve Tehdit: Eşi onur kırıcı sözlerle küçük düşürmek, aşağılamak veya tehdit etmek; eylemin ağırlığına göre tek seferde ağır kusur teşkil edebilir. Yargıtay özellikle toplum içinde yapılan aşağılama veya eşin kişilik haklarını doğrudan zedeleyen ifadeleri ağır kusur kabul etmektedir.
  • Sadakat Yükümlülüğünün Ağır İhlali: Uygunsuz mesajlaşmalar, ilişki görüntüleri, gizli buluşmalar veya eşin güvenini derinden sarsan davranışlar; zina olmasa dahi ağır kusur kapsamında değerlendirilebilir. Burada ölçüt, davranışın evlilik birliğini sarsıcı yoğunlukta olmasıdır.

Tekil ağır kusur davranışları, boşanmanın esasını doğrudan belirleyen eylemler olduğundan, hâkim kusur tespitini yaparken bu davranışların çevresel koşullarını, tarafların evlilik sürecini ve olayın evlilik birliği üzerindeki etkisini dikkatle inceler.

Karşılıklı Kusur ve Kusur Dağılımı İlkesi

Boşanma davalarının önemli bir kısmında tarafların her biri belli ölçüde kusurlu olabilir. Bu durumda hâkim, tarafların davranışlarını karşılaştırmalı olarak değerlendirir ve Yargıtay’ın istikrarlı uygulamalarında yer alan “biraz daha kusurlu eş” ilkesini esas alır. Bu ilke, özellikle maddi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde belirleyici niteliktedir.

Karşılıklı kusur hâllerinde Yargıtay aşağıdaki unsurlara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır:

  • Olayların oluş sırası ve başlangıç kusuru: Evlilik birliğini önce zedeleyen davranışın hangi eş tarafından gerçekleştirildiği önem taşır.
  • Fiillerin ağırlığı: Eşlerin kusurları aynı kategoride olmayabilir. Örneğin bir eşin sürekli tartışma yaratması orta kusur sayılırken, diğer eşin bir kez fiziksel şiddet uygulaması ağır kusur oluşturabilir.
  • Karşılıklı tahrik ve tepki: Bazı davranışlar bir eşin tahriki üzerine gelişebilir. Bu durumda hâkim fiilin tahrik altında gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkate alır.
  • Kusurun ferilere etkisi: Yargıtay, tazminat taleplerinin kabulü için karşı tarafın en azından “daha ağır kusurlu” olması gerektiğini açıkça belirtmektedir. Bu nedenle kusur dağılımı tazminat taleplerinin kaderini belirleyen bir unsur hâline gelir.

Yargıtay’ın kusur değerlendirmesine ilişkin içtihatlarının ortak noktası, kusur tespitinin somut olayın özelliklerine göre yapılması gerektiği ve kusur oranının boşanmanın sonuçları üzerinde doğrudan etkili olduğudur. Bu nedenle kusur değerlendirmesi soyut kurallarla değil, delillerin tamamının bütüncül değerlendirilmesiyle yapılır.

Sonuç olarak Yargıtay içtihatları, boşanma davalarında kusur kavramını yalnızca davranışların sayılmasıyla sınırlı tutmaz; her bir davranışın evlilik birliği üzerindeki etkisini, tarafların kusur oranlarını ve boşanmanın ferilerine yansımasını dikkate alan geniş bir değerlendirme mekanizması sunar. Bu nedenle kusur tespitinin isabetli yapılması, boşanma davasının hem sürecini hem sonucunu belirleyen temel unsurlardan biridir.

Boşanma Davasında Kusur Tespitinin Stratejik Önemi

Boşanma davalarında kusurun doğru şekilde tespiti, yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda davanın tüm seyrini belirleyen stratejik bir aşamadır. Kusur, boşanmanın sebebi ile boşanmanın sonuçları arasındaki bağın merkezinde yer aldığı için, davanın başından itibaren kusur iddialarının doğru hukuki zemine oturtulması ve delillerle desteklenmesi davanın kaderini belirleyebilir. Yanlış kurulan bir kusur kurgusu veya yetersiz delillendirme, boşanma talebinin reddedilmesine, tazminat taleplerinin karşılıksız kalmasına veya yoksulluk nafakası gibi kritik taleplerin olumsuz sonuçlanmasına neden olabilir.

Kusur tespitinin stratejik öneminin en fazla hissedildiği alanlardan ilki, dilekçeler aşamasıdır. Dava dilekçesi ve cevap dilekçesi, boşanma davasının çerçevesini belirleyen ve hâkim tarafından dikkate alınacak maddi vakıaların ilk kez ortaya konulduğu aşamalardır. Bu nedenle kusur iddialarının eksiksiz, somut ve delillere bağlı şekilde dilekçede anlatılması; hem davanın ilerleyen aşamalarında beklenmedik sonuçlarla karşılaşılmasını önler hem de kusur tartışmasının sağlıklı bir zeminde yürütülmesini sağlar. Yargıtay’ın birçok kararında, tarafların kusur iddialarını ilk dilekçelerde açıkça ortaya koymaları gerektiği vurgulanmakta ve sonradan ileri sürülen iddialar çoğu zaman dikkate alınmamaktadır.

İkinci stratejik aşama, delil yönetimidir. Boşanma davalarında delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve sunulması, kusur tespitinin isabetli yapılması için zorunludur. Örneğin gizli ses kaydı, ancak kişinin kendisine yönelmiş bir saldırıyı önlemek amacıyla ve başka türlü delil elde etme imkânı bulunmadığında kullanılabilir. Hukuka aykırı elde edilen deliller, kusur tespitinde dikkate alınmayacağı gibi davaya zarar dahi verebilir. Bu nedenle delillerin toplanması, sınıflandırılması ve doğru aşamada mahkemeye sunulması, kusur iddiasının güçlendirilmesinde büyük rol oynar.

Tanık seçimi de kusur tespitinde son derece önemlidir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre soyut nitelikli tanık anlatımları kusur tespiti bakımından yeterli görülmemekte; olayları bizzat gören veya somut bilgiye sahip tanıkların beyanları esas alınmaktadır. Bu nedenle tanık listesi hazırlanırken, tanıkların aktarmayı planladığı olayların somutluğu, tutarlılığı ve olayla doğrudan ilgisi mutlaka değerlendirilmelidir.

Kusur tespitinin stratejik önem taşıdığı bir diğer alan ise boşanmanın ferileridir. Maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin kabul edilmesi, büyük ölçüde karşı tarafın daha ağır kusurlu olduğunun ispatlanmasına bağlıdır. Örneğin eşlerden biri ağır kusurlu ise, diğer eş manevi tazminata hak kazanabilir; ancak kusur oranı eşit ya da başvuran eş daha ağır kusurlu ise tazminat talebi reddedilir. Benzer şekilde, yoksulluk nafakası ancak talep eden eşin daha ağır kusurlu olmaması hâlinde hükmedilebileceği için, kusur tespiti nafaka bakımından doğrudan belirleyicidir.

Velayet yönünden kusur doğrudan belirleyici bir unsur olmamakla birlikte, ebeveynin çocuğun fiziksel ve psikolojik güvenliğini tehlikeye atan kusurlu davranışları velayet değerlendirmesinde önem kazanır. Bu nedenle velayet talebi olan tarafın, çocuğun üstün yararını zedeleyecek kusurlu davranışlardan uzak durması ve karşı tarafın çocuğun yararını olumsuz etkileyen davranışlarını delillendirmesi önemlidir.

Kusur tespitinin stratejik etkisinin bir diğer boyutu, davanın sonucunu öngörebilme imkânı sağlamasıdır. Kusur değerlendirmesi doğru yapıldığında, tarafların tazminat, nafaka ve velayet taleplerinin hangi yönde sonuçlanacağı büyük ölçüde öngörülebilir hâle gelir. Bu durum, hem tarafların dava sürecindeki pozisyonlarının netleşmesine hem de hukuki stratejinin doğru kurgulanmasına yardımcı olur.

Tüm bu sebeplerle, kusur tespiti yalnızca hukuki bir değerlendirme değil; aynı zamanda boşanma yargılamasında süreci, talep edilen hakları ve boşanma sonrası yaşam koşullarını doğrudan şekillendiren stratejik bir unsurdur. Bu nedenle kusur tespitinin profesyonel bir hukuki bakış açısıyla yapılması, delillerin doğru yönetilmesi ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda savunmanın kurgulanması gerekmektedir.

Sonuç: Kusur Değerlendirmesi Boşanma Davalarının Kaderini Belirler

Boşanma davalarında kusur, hem yargılamanın temelini oluşturan maddi vakıaların değerlendirilmesinde hem de boşanmanın sonuçlarının belirlenmesinde merkezi bir rol oynar. Ağır, orta ve hafif kusur ayrımı; hâkimin kusur değerlendirmesini nesnel bir çerçeveye oturtmasına yardımcı olurken, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları kusur tespitinin içeriğini ve kapsamını belirleyen temel hukuki kaynaktır.

Kusurun doğru tespit edilememesi hâlinde:

  • Boşanma talebi reddedilebilir,
  • Maddi ve manevi tazminat talepleri karşılıksız kalabilir,
  • Daha ağır kusurlu eşe haksız şekilde nafaka bağlanabilir veya talep eden eş nafaka hakkını kaybedebilir,
  • Velayet ve kişisel ilişki düzenlemeleri çocuğun üstün yararına uygun şekilde kurulamayabilir.

Bu nedenle kusur, boşanma davasının yalnızca hukuki çerçevesini değil, tarafların boşanma sonrası hayatlarını da doğrudan şekillendirir. Evlilik birliğinin sona ermesinin ardından maddi ve manevi hak kayıpları yaşamamak adına kusur değerlendirmesinin doğru yapılması, delillerin hukuka uygun şekilde toplanması ve davanın profesyonel bir bakış açısı ile yürütülmesi büyük önem taşır.

Sonuç olarak, kusur kavramı boşanma yargılamasında soyut bir değerlendirme değil; evlilik birliğinin sona erme nedenini, boşanmanın hukuki sonuçlarını ve tarafların geleceğini belirleyen çok yönlü bir hukuki araçtır. Bu nedenle her boşanma davasında kusurun doğru, eksiksiz ve Yargıtay içtihatlarına uygun biçimde tespit edilmesi, davanın başarıyla sonuçlanmasının anahtarıdır.

İletişim

Boşanma davalarında kusur tespiti, tazminat ve nafaka talepleri, velayet düzenlemeleri ve tüm aile hukuku süreçlerinde profesyonel hukuki destek almak için Avukat İnanç Eker Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz. Her dava, somut olayın özellikleri, delillerin niteliği ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları ışığında kapsamlı şekilde değerlendirilmekte; müvekkillerimize sürecin her aşamasında bilinçli ve güvenli bir hukuki yol haritası sunulmaktadır.

Avukat İnanç Eker Hukuk Bürosu

Adres: Barbaros Mahallesi, Mor Menekşe Sokak, Deluxia Suites Sitesi, No: 3A, Kat 12, Daire 155, Ataşehir / İstanbul

Telefon (Ofis): 0216 514 74 04

WhatsApp: 0532 245 74 66

E-posta: info@inanceker.av.tr

Google Maps Konum: Konumu Görüntüle

LinkedIn: LinkedIn Profili

WhatsApp ile Hemen Mesaj Gönder Ofisi Ara Konumu Aç İletişim Formu

Evlilik birliğinin sona ermesine yol açan olayların hukuki nitelendirilmesi, kusur tespiti ve boşanmanın ferilerine ilişkin talepler son derece teknik ve uzmanlık gerektiren alanlardır. Dosyanızın hukuki yönden değerlendirilmesi ve doğru stratejiyle sürecin yönetilmesi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Merhaba. Telefon Yardım Hattımıza Hoşgeldiniz. Nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Bize haritadan kolayca ulaşabilirsiniz.