Nafaka Artırımı ve Nafakanın Kaldırılması
Boşanma veya ayrılık kararları sonrasında hükmedilen nafaka türleri, hem eşlerin hem de çocukların ekonomik olarak korunmasını amaçlayan, Türk Medeni Kanunu’nun temel sosyal düzen anlayışı içinde yer alan kurumlardır. Bu nedenle nafaka miktarlarının zaman içerisinde ekonomik koşullar, tarafların sosyal ve mali durumları veya hukuki statülerindeki değişiklikler nedeniyle yetersiz hale gelmesi ya da kaldırılmasını gerektirecek ölçüde işlevsizleşmesi mümkündür. Türk Medeni Kanunu’nun 169, 175, 176, 182 ve 330. maddeleri, nafakanın niteliğini, sona ermesini ve uyarlanmasını düzenleyen temel hükümler olup, uygulamada nafaka artırımı ve nafakanın kaldırılması davalarının hukuki dayanağını oluşturur.
Nafaka hukukunda hâkim takdiri belirleyici olmakla birlikte, bu takdir keyfî değildir; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının somut olarak tespiti, mevcut nafaka kararının amacına uygun olup olmadığı, çocuğun üstün yararı ilkesi, yoksulluk kavramının hukuki sınırları ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde şekillenen bir değerlendirmeye dayanır. TMK m. 4’teki hakkaniyet ilkesi, TMK m. 2’deki dürüstlük kuralı ve TMK m. 185’teki eşlerin birlikte yaşamaya dair yükümlülüklerinin boşanma sonrasında mali yansımaları, nafaka miktarının belirlenmesi ve uyarlanması bakımından yol gösterici niteliktedir.
Nafaka artırımı davalarının büyük çoğunluğu, ekonomik koşullardaki değişim, yaşam maliyetinin yükselmesi, çocuğun eğitim ve sağlık giderlerindeki artış veya nafaka borçlusunun gelirindeki yükseliş gibi nedenlerle açılmaktadır. Nafakanın kaldırılması davaları ise çoğunlukla nafaka alacaklısının yoksulluktan çıkması, düzenli gelir elde etmesi, fiili birliktelik sürdürmesi veya nafaka borçlusunun ödeme gücünü kaybetmesi gibi nedenlere dayanır. Bu nedenle nafaka hukukunun en dikkat çeken yönü, statik bir düzenleme olmayıp, tarafların değişen koşullarına göre dinamik olarak güncellenmesi gereken bir ilişki doğurmasıdır.
Aşağıda, nafaka artırımı ve nafakanın kaldırılması konuları; kanuni dayanaklar, uygulama koşulları, ispat kuralları, nafaka türlerinin ayrımı ve usul hükümleri çerçevesinde sistematik olarak ele alınmaktadır. Makale, herhangi bir tarafı yönlendirmeden, yalnızca hukuki çerçeveyi akademik düzeyde ortaya koymayı amaçlar.
1. Nafakanın Hukuki Niteliği ve TMK Çerçevesi
1.1. Nafaka Türlerinin Sistematik Ayrımı
Türk Medeni Kanunu, boşanma ve ayrılık kararlarıyla bağlantılı olarak üç temel nafaka türü öngörmüştür: tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası. Her nafaka türü farklı hukuki amaca hizmet eder ve farklı şartlarla hükmedilir.
1.1.1. Tedbir Nafakası (TMK m.169)
TMK m.169 uyarınca, boşanma veya ayrılık davası devam ederken hâkim, eşlerin barınması, geçimi ve çocukların bakımına ilişkin gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Tedbir nafakası, yargılama süresince geçici nitelikte olup, nihai karar verilinceye kadar tarafların ve çocukların temel ihtiyaçlarını güvence altına almayı amaçlar.
1.1.2. Yoksulluk Nafakası (TMK m.175–176)
TMK m.175’e göre, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, diğer taraftan kusuru daha ağır olmamak kaydıyla süresiz olarak nafaka talep edebilir. Bu hüküm gereği “yoksulluk” kavramı salt gelir azalması değil; bireyin asgari yaşam seviyesini sürdüremeyecek hâle gelmesi anlamına gelir. Yargıtay, yoksulluk değerlendirmesini asgari geçim düzeyi üzerinden yapmakta; lüks yaşam standardı beklentisini korunan bir hak olarak kabul etmemektedir.
TMK m.176/4 ise irat biçiminde ödenen nafakanın, koşulların değişmesi hâlinde artırılabileceğini, azaltılabileceğini veya tamamen kaldırılabileceğini düzenleyerek nafaka artırımı ve kaldırılması davalarının hukuki dayanağını oluşturur.
1.1.3. İştirak Nafakası (TMK m.182 – 330)
TMK m.182/2 gereğince, velayeti kendisine verilmeyen taraf, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür. İştirak nafakası, çocuğun büyümesi, eğitim düzeyinin değişmesi ve sağlık giderlerinin artması gibi doğal süreçlere bağlı olarak zaman içinde uyarlanması gereken bir nitelik taşır. Bu nedenle, iştirak nafakasında artırım davaları uygulamada oldukça yaygın olarak görülmektedir.
1.2. Nafakanın Amacı: Geçim Desteği ve Çocuğun Korunması
Nafakanın hukuki amacı iki temel eksende toplanır: yoksulluk nafakası ile eşin boşanma nedeniyle ekonomik olarak korunması, iştirak nafakası ile ise çocuğun üstün yararının sağlanması. Bu nedenle nafaka belirlenirken yalnızca mevcut ihtiyaçlar değil, geleceğe yönelik öngörülebilir giderler de dikkate alınmalıdır.
1.3. Hâkim Takdiri ve Hukuki İlkeler
1.3.1. Hakkaniyet İlkesi (TMK m.4)
Hâkim, nafaka miktarını belirlerken somut olayın özelliklerine göre hakkaniyet ölçütünü dikkate almak zorundadır. Hakkaniyet ilkesi, nafaka borçlusunun ödeme gücü ile nafaka alacaklısının ihtiyaçları arasında adil bir denge kurulmasını gerektirir.
1.3.2. Dürüstlük Kuralı (TMK m.2)
Nafaka talep eden veya nafaka borçlusu olan tarafın ekonomik durumunu gizlemesi, haksız menfaat sağlamaya çalışması veya kötü niyetli davranması hukuken korunmaz. Nafaka hukukuna ilişkin tüm değerlendirmeler, dürüstlük kuralı çerçevesinde yapılır.
1.4. Sosyal ve Ekonomik Durum Araştırmasının Önemi
Nafaka miktarının belirlenmesinde ve artırma/kaldırma davalarında en belirleyici unsurlardan biri, tarafların SGK kayıtları, vergi kayıtları, banka hareketleri, taşınır–taşınmaz malvarlığı ve yaşam standartlarını ortaya koyan tüm delillerin titizlikle incelenmesidir. Uygulamada eksik ekonomik inceleme yapılması, kararların bozulmasına yol açan en önemli sebeplerden biridir.
2. Nafaka Artırımı Davasının Hukuki Dayanağı ve Şartları
Nafaka artırımı davası, daha önce kesinleşmiş bir nafaka kararının, zaman içinde tarafların mali ve sosyal durumlarındaki değişiklikler nedeniyle yetersiz kalması hâlinde açılan bir uyarlama davasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 176/4. maddesi, irat biçiminde ödenen nafakanın “tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde artırılabileceğini, azaltılabileceğini veya kaldırılabileceğini” düzenleyerek bu tür davaların temel hukuki dayanağını oluşturur. İştirak nafakası yönünden TMK m. 330; çocuğun bakım giderlerinin ve ana-babanın mali gücünün değişmesi hâlinde nafaka miktarının yeniden belirlenebileceğini açıkça ifade eder. Dolayısıyla nafaka artırımı davası, yeni bir nafaka hakkı yaratmaktan ziyade mevcut nafaka kararının güncel koşullara uyarlanmasını amaçlayan, niteliği itibarıyla bir “değişiklik davası”dır.
Nafaka artırımı talebinin kabul edilebilmesi için öncelikli şart, nafakanın takdir edildiği tarihte mevcut olan ekonomik ve sosyal koşulların önemli ölçüde değişmiş olmasıdır. Bu değişiklik yalnızca nafaka alacaklısı yönünden değil; nafaka borçlusu yönünden de ortaya çıkmış olabilir. Yargı uygulamasında “durumun değişmesi” kavramı, hem alacaklı yönünden artan ihtiyaçları hem de borçlu yönünden artan ödeme gücünü kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır. Sabit bir gelirin zaman içinde enflasyon karşısında değer kaybetmesi, çocuğun büyümesine bağlı olarak artan eğitim ve sağlık giderleri, ekonomik konjonktürün değişmesi, piyasa fiyatlarındaki artış, nafaka borçlusunun gelirinde kayda değer yükselme olması veya nafaka alacaklısının zorunlu giderlerinin ağırlaşması; nafaka artırımı talebine dayanak olabilecek başlıca sebeplerdir.
Nafaka artırımı davasında dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, nafakanın artırılmasının bir “cezalandırma aracı” olarak görülmemesi gerektiğidir. Nafaka miktarı, yalnızca tarafların güncel mali güçleri ve ihtiyaçları çerçevesinde, hakkaniyet ilkesi doğrultusunda yeniden değerlendirilir. Nafaka borçlusunun gelir seviyesindeki yükselme, artırma için tek başına yeterli olmayıp; nafaka alacaklısının artan ihtiyaçlarıyla birlikte ele alınır. Aynı şekilde nafaka alacaklısının talebi sırf enflasyon oranına dayanmamalı; somut gider artışlarıyla desteklenmelidir. Yargıtay içtihadına göre, enflasyon tek başına nafaka artırımı için yeterli olmayabilir; ancak enflasyonun doğurduğu ekonomik baskı ile nafaka alacaklısının giderlerinin arttığı somutlaştırıldığında artırım gerekçesi kabul edilebilir.
İştirak nafakasının artırılmasına ilişkin değerlendirmede ise çocuğun üstün yararı ilkesi belirleyici bir yer tutar. Çocuğun yaşı, eğitim düzeyi, ders dışı faaliyetleri, sağlık ihtiyaçları, barınma ve beslenme giderleri, zaman içinde sürekli olarak artar. TMK m. 330’da belirtilen “çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın mali güçleri” kıstası, iştirak nafakası artırımı davalarında temel ölçü olarak kabul edilir. Bu nedenle çocuğun büyümesi ve yaşam standartlarının değişmesi tek başına artırım sebebi olabilir. Ayrıca velayet kendisinde olmayan tarafın gelirinin yükselmesi, iştirak nafakasının artırılmasını gerektirecek önemli bir faktördür; zira bakım yükümlülüğü müşterek olup, ebeveynlerin katılma oranı mali güçlerine göre belirlenir.
Nafaka artırımı davalarında, talep edilen artışın ölçülü olması önemlidir. Talep edilen miktarın nafaka borçlusunun ödeme gücünü tamamen aşması hâlinde mahkeme, hakkaniyet ilkesi gereği talebi kısmen kabul edebilir. Çünkü nafaka hukukunun amacı, nafaka borçlusunu yaşamını sürdüremez hâle getirmek değil; taraflar arasında adil bir ekonomik denge sağlamaktır. Aynı şekilde nafaka alacaklısının talep ettiği artışın gerçekçi ve belgelere dayalı olması gerekir. Aksi müddetçe mahkeme, talebin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddine karar verebilir.
Nafaka artırımı davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Yetkili mahkeme ise nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu düzenleme, nafaka alacaklısının korunmasını amaçlayan özel bir yetki kuralıdır. Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, nafaka alacaklısı ekonomik olarak daha zayıf konumda olduğundan, yetkinin kendi yerleşim yerine verilmesi, dava sürecine erişimi kolaylaştırmayı hedefler.
Sonuç olarak nafaka artırımı, tarafların mali durumlarındaki değişikliklerin somut verilerle ortaya konulmasını gerektiren, dinamik bir hukuki kurumdur. Ekonomik koşulların sürekli değiştiği bir ortamda, nafaka miktarının uzun süre sabit kalması çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle nafaka artırımı davaları, nafakanın başlangıçta belirlenen amacına uygun şekilde sürdürülebilmesi için zorunlu ve doğal bir uyarlama mekanizması niteliği taşır.
3. Nafaka Artırımı Davasında İspat ve Delil Değerlendirmesi
Nafaka artırımı davası, niteliği itibarıyla bir “uyarlama davası” olduğundan, mevcut nafaka kararının verildiği tarihteki ekonomik koşullar ile davanın açıldığı tarihteki koşullar arasında anlamlı ve hukuken dikkate değer bir farklılık bulunduğunun ispatını gerektirir. Bu nedenle mahkeme, tarafların güncel mali durumlarını ve sosyal yaşam koşullarını ortaya koyan tüm delilleri toplamakla yükümlüdür. Yargılamada ispat külfeti kural olarak nafaka artırımını talep eden tarafta olmakla birlikte, nafaka hukukunun kamu düzenine ilişkin yönleri nedeniyle hâkimin re’sen araştırma yükümlülüğü de oldukça geniştir. Bu sebeple nafaka artırımı davasında delil değerlendirmesi, klasik ispat hukukundan farklı olarak hem taraf beyanlarına hem de mahkemenin re’sen elde ettiği verilere dayanır.
Nafaka alacaklısının artan ihtiyaçları; eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, bakım ve gündelik yaşam giderlerindeki artışlar yoluyla somutlaştırılmalıdır. Özellikle iştirak nafakası yönünden çocuğun yaşı, eğitim düzeyi, fiziksel ve zihinsel gelişim süreci ile sosyal ihtiyaçları değiştikçe gider kalemleri artacağından, bu artış belgelerle desteklendiği takdirde nafaka artırımı talebi güç kazanır. Yargıtay, çocuğun yaşı ilerledikçe giderlerin doğal olarak arttığını kabul etmekte; bu nedenle kademeli artış taleplerini makul görmekte ve velayet sahibi ebeveynin tek başına karşılamak zorunda kaldığı giderlerin somut olarak ortaya konulmasını aramaktadır.
Nafaka borçlusunun mali durumunun tespiti ise çoğu zaman daha ayrıntılı bir inceleme gerektirir. Çünkü taraflar, beyan ettikleri gelirlerden farklı şekilde fiilî bir yaşam standardına sahip olabilirler. Bu nedenle nafaka artırımı davalarında, SGK kayıtları, vergi dairesi kayıtları, ticari faaliyet belgeleri, banka hesap hareketleri, tapu kayıtları, araç tescil belgeleri ve MERNİS verileri gibi resmî kayıtlar mahkeme tarafından mutlaka getirtilir. Uygulamada, lüks bir yaşam standardı sürdüren nafaka borçlusunun gelirini düşük gösterdiği hâllerde, mahkeme yaşam tarzını da bir delil olarak değerlendirebilir. Bu yaklaşım, dürüstlük kuralının bir yansıması olup, tarafların ekonomik gerçekliklerini gizlemelerinin önüne geçmeyi amaçlar.
Bununla birlikte nafaka alacaklısının da gelir durumu, çalışma hayatına katılımı, maddi destek aldığı kişiler ve taşınır–taşınmaz malvarlığı araştırılmalıdır. Artırım talebinin yalnızca ikinci bir gelir elde etmek amacıyla kötüye kullanılması veya gerçeğe aykırı ihtiyaç beyanında bulunulması hâlinde talebin reddi mümkündür. Yargıtay, nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlığını kısmen veya tamamen kazanmış olmasını, artırım talebinin reddi için yeterli görebilmektedir.
Enflasyon verileri ve ekonomik göstergeler nafaka artırım davalarında yardımcı delil niteliğindedir; ancak tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, enflasyon oranlarını dikkate almakla birlikte; artan maliyetlerin nafaka alacaklısının hayatını ne ölçüde etkilediğini, hangi giderlerin zorunlu olduğunu ve nafakanın mevcut haliyle temel ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığını değerlendirmek zorundadır. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, nafaka miktarının hızla erimesi nedeniyle artırım taleplerinin sıklaştığı görülmektedir; ancak her somut olayda artış oranı, tarafların güncel mali güçleri göz önüne alınarak ayrı ayrı belirlenir.
Çocuğa ilişkin giderlerin ispatında okul ücretleri, servis giderleri, kırtasiye ve eğitim materyali faturaları, sağlık harcamaları, özel ders veya kurs ücretleri, spor ve sosyal aktivite giderleri, beslenme ve barınma giderlerini gösteren belgeler kullanılabilir. Bunlara ek olarak, çocuğun sağlık durumu veya özel ihtiyaçları nedeniyle ortaya çıkan ek giderler varsa, bu giderlerin tıbbi rapor ve faturalarla belgelenmesi önem taşır. Mahkeme, çocuğun korunmasına ilişkin anayasal ve yasal ilkeler gereği, bu tür giderleri değerlendirmede oldukça hassas davranır.
Nafaka borçlusunun gelir durumunun ispatında ise iş yeri kayıtları, maaş bordroları, ticari kazanç kayıtları, vergi beyannameleri, sosyal medya paylaşımları, lüks harcama alışkanlıklarını yansıtan veriler, tapu ve araç kayıtları ile bankacılık hareketleri delil olarak kullanılabilir. Yargıtay, sosyal medya paylaşımlarının kişinin ekonomik yaşam standardını yansıttığı ölçüde delil olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Özellikle resmî kayıtlarda düşük gelir beyan eden, buna karşın lüks araç, tatil veya yaşam alışkanlığına sahip kişilerin ekonomik gerçekliğinin bu tür delillerle ortaya çıkarılması mümkündür.
Re’sen araştırma ilkesi gereği mahkeme, taraflardan bağımsız olarak SGK, MERNİS, banka, tapu ve vergi dairesi kayıtlarını talep edebilir. Bu husus nafaka artırım davalarını diğer hukuk davalarından ayıran en önemli özelliklerden biridir. Zira nafaka, kamu düzenine ilişkin yönleri nedeniyle hâkim tarafından kendiliğinden gözetilmesi gereken bir yükümlülüktür. Bu nedenle taraflar eksik ya da yanlış beyanda bulunsalar dahi, mahkeme ekonomik durumu kendisi araştırmakla yükümlüdür.
Sonuç olarak nafaka artırımı davalarında delillerin kapsamlı, güncel ve somut verilere dayanması zorunludur. Mahkeme, yalnızca tarafların beyanlarına dayanarak hüküm kuramaz; maddi gerçeğe ulaşmak için tüm ekonomik verilerin toplanması, karşılaştırılması ve hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapılması gerekir. Aksi hâlde verilen karar, eksik inceleme nedeniyle istinaf veya temyiz incelemesinde kaldırılabilir. Bu nedenle ispat faaliyeti, nafaka artırım davalarının en kritik ve belirleyici aşamasıdır.
4. Nafakanın Kaldırılması: Şartlar, Sınırlar ve TMK m.176/4 Uygulaması
Nafakanın kaldırılması davası, daha önce hükmedilmiş ve irat biçiminde ödenmesine karar verilmiş olan yoksulluk nafakasının veya iştirak nafakasının, tarafların değişen koşulları karşısında artık amacına hizmet etmediği veya hukuki niteliğini yitirdiği iddiasına dayanır. Türk Medeni Kanunu’nun 176/4. maddesi, koşulların değişmesi hâlinde nafakanın azaltılabileceğini, artırılabileceğini veya tamamen kaldırılabileceğini hükme bağlayarak, nafaka ilişkisini dinamik bir yapıya kavuşturmuştur. Bu düzenleme, nafakanın ebediyen değişmeyeceği yönündeki yanlış algıyı ortadan kaldırdığı gibi, nafaka miktarının tarafların güncel ekonomik durumlarıyla uyum içinde olmasını da zorunlu kılar.
Nafakanın kaldırılmasını haklı kılacak değişiklikler, yalnızca nafaka borçlusunun ödeme gücüyle sınırlı olmayıp, nafaka alacaklısının gelir elde etmesi, yoksulluktan çıkması, düzenli gelir kaynağı edinmesi veya başka bir kişiyle evlilik benzeri bir birliktelik kurması gibi durumları da kapsar. Yoksulluk nafakasının hukuki amacı, boşanma sonucunda ekonomik olarak zayıf duruma düşen eşin asgari yaşam standardını korumak olduğundan, alacaklının ekonomik bağımsızlık kazanması veya yaşam koşullarının belirgin şekilde iyileşmesi, nafakanın kaldırılmasını gerektirebilir. Yargıtay uygulaması da, yoksulluk nafakasının “sınırsız bir hak” olmayıp, yoksulluk hâlinin devamına bağlı olarak sürdürülebileceğini vurgulamaktadır.
Yoksulluktan çıkmanın en tipik örneği, nafaka alacaklısının tam zamanlı bir işe girerek düzenli ve yeterli gelir elde etmesidir. Ancak ekonomik bağımsızlık yalnızca resmi bir iş akdiyle sınırlı değildir; serbest meslek faaliyetleri, ticari kazançlar, kira gelirleri veya üçüncü kişilerden düzenli maddi destek alınması gibi durumlar da alacaklının yoksulluk şartlarını ortadan kaldırabilir. Nafaka alacaklısının yaşam standartlarının nafaka borçlusundan daha yüksek seviyeye gelmesi hâlinde ise nafakanın kaldırılması kuvvetle muhtemeldir. Bu noktada mahkeme, yalnızca resmî gelir belgelerine değil, tarafların fiilî yaşam koşullarını yansıtan tüm verilere başvurur.
Bir başka kaldırma sebebi, nafaka alacaklısının evlilik dışı ancak evlilik benzeri bir birliktelik sürdürmesidir. TMK m.176/2, bu durumda nafakanın kendiliğinden sona ereceğini düzenler. Evlilik benzeri birliktelik, yalnızca duygusal bir ilişkiyi değil; aynı evde yaşama, ortak giderleri karşılama, birlikte yaşam düzeni kurma gibi unsurları da içerir. Bu tür bir birliktelik, nafaka alacaklısının ekonomik olarak desteklenmesini gereksiz kılacağından, nafaka borcunun sürdürülmesi hukuken korunmaz. Aynı madde kapsamında, nafaka alacaklısının “haysiyetsiz hayat sürmesi” de nafakanın kendiliğinden sona erme sebepleri arasında sayılmıştır. Haysiyetsiz yaşam kavramı, genel ahlak kurallarına açıkça aykırı ve toplum tarafından benimsenmeyen davranışları ifade eder; ancak bu kavramın değerlendirilmesinde hâkim son derece dikkatli olmak zorundadır.
Nafaka borçlusunun ödeme gücünü kaybetmesi de nafakanın kaldırılmasını veya azaltılmasını gerektirebilir. İş göremez hâle gelme, ağır hastalık, sürekli gelir kaybı, işsiz kalma veya ekonomik çöküş durumları, borçlunun ödeme gücünü doğrudan etkileyen hususlardır. Borçlunun ödeme gücünü kaybetmesi mutlak surette nafakanın kaldırılması sonucunu doğurmasa da, nafaka miktarının hakkaniyet gereği azaltılması mümkündür. Hakim, borçlunun temel yaşam giderlerini karşılayamayacak duruma gelmesini dikkate alır; zira nafaka borcu, borçlunun kendi varlığını sürdüremeyeceği bir ekonomik baskıya dönüşemez.
Nafakanın kaldırılması davasında mahkeme, tarafların önceki nafaka kararının verildiği tarihteki koşulları ile güncel koşullarını karşılaştırır. Bu karşılaştırmanın sağlıklı yapılabilmesi için ekonomik ve sosyal durum araştırmaları, SGK kayıtları, banka hareketleri, tapu ve araç sicilleri, vergi kayıtları gibi tüm maddi veriler toplanır. Ayrıca tarafların barınma koşulları, yaşam alışkanlıkları, sosyal çevreleri ve fiilî yaşam standartları da değerlendirme kapsamına alınır. Maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla hâkimin re’sen araştırma yetkisi geniş yorumlanır; bu yönüyle nafakanın kaldırılması davası kamu düzeni ile yakından ilişkilidir.
Nafakanın kaldırılması, geriye etkili sonuç doğurmaz; yani kaldırma kararı, kural olarak dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bu nedenle nafaka borcunu ödemeyen taraf, dava açılmış olsa dahi, mahkeme kararı kesinleşene kadar mevcut nafaka borcunu ödemeye devam etmek zorundadır. Kaldırma kararı kesinleştikten sonra ise artık nafaka borcu sona erer ve geleceğe yönelik nafaka talep edilemez. Ancak bazı istisnai durumlarda, örneğin nafakanın kendiliğinden sona erdiğinin tespitine ilişkin davalarda, hâkim nafakanın fiilen sona erdiği tarihten itibaren hüküm kurabilir.
Sonuç olarak nafakanın kaldırılması, tarafların ekonomik gerçekliklerinin ve sosyal yaşam koşullarının derinlemesine incelenmesini gerektiren, oldukça hassas bir yargılama sürecidir. Nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlığını kazanması veya nafaka borçlusunun ödeme gücünü tamamen kaybetmesi hâllerinde, nafakanın devam etmesi hakkaniyetle bağdaşmayacağından, mahkeme bu tür durumlarda kaldırma kararı verebilir. Nafaka hukukunun temel amacı, taraflar arasında adil bir ekonomik denge kurmak olduğundan, nafakanın kaldırılması ancak bu dengenin güncel koşullar ışığında zorunlu olarak değişmesini gerektiren hâllerde mümkündür.
5. Nafakanın Kendiliğinden Sona Erdiği Hâller (TMK m.176/II)
Türk Medeni Kanunu’nun 176/2. maddesi, yoksulluk nafakasının bazı özel durumlarda herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaksızın kendiliğinden sona ereceğini düzenlemektedir. Bu hüküm, nafaka ilişkisinin tarafların fiilî ve hukuki yaşamındaki değişikliklere bağlı olarak otomatik şekilde sona ermesini sağlayan istisnai bir mekanizma niteliğindedir. Kanun koyucu bu düzenleme ile, nafaka alacaklısının ekonomik destek ihtiyacının ortadan kalktığı veya nafaka ilişkisini sürdürmeyi hakkaniyetsiz hâle getiren durumlarda, borçlunun ayrıca bir dava açmak zorunda kalmaksızın nafaka borcundan kurtulmasını amaçlamıştır. Ancak uygulamada nafakanın kendiliğinden sona erdiği hâller çoğu zaman uyuşmazlık konusu hâline geldiğinden, bu durumların mahkeme kararıyla tespit edilmesi çoğunlukla zorunlu hâle gelir.
5.1. Nafaka Alacaklısının Yeniden Evlenmesi
TMK m.176/2 uyarınca yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi hâlinde kendiliğinden sona erer. Bu düzenlemenin temel gerekçesi, evlilik birliğinin eşlerin birbirlerine karşı mali destek yükümlülüğünü doğurması ve bu yükümlülüğün, önceki evlilikten kaynaklanan nafaka ihtiyacını ortadan kaldırmasıdır. Yeniden evlenme, nafaka borcunu sona erdiren açık bir hukuki sebep olup, nafaka borçlusunun ayrıca dava açmasına gerek yoktur. Buna rağmen uygulamada nafaka borçlusu, geçmiş döneme ilişkin icra takibini önlemek amacıyla nafakanın sona erdiğinin tespiti için dava açmayı tercih edebilmektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, evlenmenin gerçekleştiği tarihin nafakanın sona erme tarihi olmasıdır. Nafaka borçlusu, evliliğin gerçekleştiği tarihten sonra yapılan nafaka ödemelerinin iadesini isteyebileceği gibi, evlilik sonrası doğan icra takiplerine itiraz edebilir. Mahkeme, evlenme tarihini esas alarak nafakanın sona erdiğine hükmeder ve bu tarih itibarıyla nafakanın ödenmemesi gerektiğini kabul eder.
5.2. Evlilik Benzeri Birliktelik (Fiilî Birliktelik)
Kanun, nafaka alacaklısının “evlenme olmaksızın evliymiş gibi bir hayat sürmesi” hâlinde nafakanın kendiliğinden sona ereceğini ifade etmektedir. Bu düzenleme, birlikte yaşama ve ekonomik dayanışma ilişkisi kuran kişilerin, evlilik benzeri bir yaşam sürmeleri durumunda nafaka desteğinin gereksiz hâle geldiği varsayımına dayanır. Ancak evlilik benzeri birlikteliğin tespiti, yeniden evlenme durumuna kıyasla çok daha karmaşıktır; çünkü bu durumda bir resmî kayıt bulunmamakta, fiilî yaşam koşullarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mahkemeler, evlilik benzeri birlikteliği değerlendirirken birden fazla kriteri birlikte ele alır: aynı evde yaşama, ortak giderlerin paylaşılması, birlikte sosyal bir yaşam sürülmesi, ekonomik birlikte hareket edilmesi, uzun süreli ve istikrarlı bir birliktelik bulunması, sosyal çevrenin bu birlikteliği “evlilik benzeri” olarak algılaması gibi unsurlar dikkate alınır. Özellikle aynı konutta yaşama, tek başına yeterli olmasa da en güçlü delillerden biridir. Yargıtay, birlikteliğin geçici veya arızi nitelikte olmasının nafakanın sona ermesi için yeterli olmadığını; birlikteliğin sürekli ve oturmuş bir birlikte yaşam düzeni oluşturması gerektiğini vurgulamaktadır.
Nafaka borçlusu, nafakanın kendiliğinden sona erdiğini ileri sürerek icra takibine itiraz edebilir; ancak uygulamada icra müdürlükleri fiilî ilişkiyi değerlendirme yetkisine sahip olmadığından, borçlu çoğunlukla mahkemeden “nafakanın fiilî birliktelik nedeniyle sona erdiğinin tespiti” talebinde bulunmak zorunda kalır. Bu nedenle her ne kadar kanun nafakanın kendiliğinden sona erdiğini öngörse de, pratikte tespit davası büyük önem taşır.
5.3. Haysiyetsiz Yaşam Sürme
TMK m.176/2’de yer alan bir diğer sona erme nedeni ise, nafaka alacaklısının “haysiyetsiz hayat sürmesi”dir. Haysiyetsiz yaşam, toplumun genel ahlak anlayışıyla bağdaşmayan, kişinin sosyal değerler ve etik kurallarla açıkça çelişen davranışlarda bulunması hâlini ifade eder. Bu kavramın sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş olmadığından, hâkim tarafından her somut olayın sosyal, kültürel ve kişisel özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Haysiyetsiz yaşamın nafakanın sona ermesine yol açabilmesi için süreklilik göstermesi gerekir; geçici ve istisnai davranışlar nafakanın kaldırılmasına neden olmaz. Yargıtay, haysiyetsiz yaşamın değerlendirilmesinde objektif ölçütlerin esas alınması gerektiğini, kişisel yaşam tercihlerinin tek başına nafakanın sona ermesine sebep olmayacağını ifade etmektedir. Bu nedenle haysiyetsiz yaşamın ispatı bakımından sosyal çevre araştırmaları, tanık beyanları ve diğer somut deliller önem taşır.
5.4. Taraflardan Birinin Ölümü
Nafaka borcu, borçlu veya alacaklı tarafın ölümü ile kendiliğinden sona erer. Nafakanın amacı, nafaka alacaklısının yaşadığı sürece ekonomik korunmasını sağlamaktır; bu nedenle nafaka borcu mirasçılara geçmez ve ölümden sonra nafaka talep edilemez. Ölüm sonrası ödenmeyen nafakalar ise geçmiş dönem borcu niteliğinde olup, tereke alacağı olarak değerlendirilebilir. Ancak ölüm tarihinden sonraki hiçbir dönem için nafaka borcu doğmaz.
5.5. Kendiliğinden Sona Ermenin İcra ve Usul Hukuku Açısından Sonuçları
Nafakanın kendiliğinden sona erdiği hâllerde mahkeme kararına gerek bulunmamakla birlikte, uygulamada nafaka borçlusu çoğu zaman icra takibi ile karşılaşmamak veya geçmiş dönem nafaka borçlarının silinmesini sağlamak amacıyla tespit davası açmak zorunda kalır. Çünkü icra müdürlükleri, nafakanın kendiliğinden sona erdiğini değerlendirip takibi durdurma yetkisine sahip değildir. Bu nedenle nafakanın sona erdiğini ileri süren taraf, mahkemeden bu durumun tespitini talep eder ve karar kesinleştikten sonra icra takibi durdurulabilir.
Sonuç olarak nafakanın kendiliğinden sona ermesi, kanunda açıkça düzenlenmiş olmakla birlikte uygulamada çoğu zaman ancak mahkeme kararıyla güvence altına alınabilen bir ihtilaftır. Yeniden evlenme, evlilik benzeri birliktelik, haysiyetsiz yaşam veya ölüm hâli gerçekleştiğinde nafaka hukuken sona ermiş sayılır; ancak bu durumun icra takibi ve yargılama süreçlerinde ileri sürülebilmesi için çoğu zaman tespit davası açılması kaçınılmazdır. Bu nedenle TMK m.176/II hükmü, nafaka ilişkisinin fiilî ve hukuki gerçeklikler ışığında sona ermesini sağlamakla birlikte, uygulamadaki yansımaları bakımından dikkatli değerlendirilmesi gereken bir düzenleme niteliğindedir.
6. İştirak Nafakasında Artırma, Azaltma ve Kaldırma
İştirak nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi uyarınca velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin, çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve genel gelişim giderlerine gücü oranında katılmasını sağlamak amacıyla hükmedilen bir yükümlülüktür. Bu nafaka, çocuğun üstün yararı ilkesinin bir gereği olarak değerlendirilir ve çocuğun ekonomik ihtiyaçları ile ebeveynlerin mali güçleri arasında makul bir denge kurmayı amaçlar. Çocuğun ihtiyaçlarının zaman içinde artması, ebeveynlerin ekonomik koşullarının değişmesi veya velayet düzeninin farklılaşması gibi nedenlerle iştirak nafakasının artırılması, azaltılması veya tamamen kaldırılması gündeme gelebilir. Bu bölümde iştirak nafakasının niteliği, hukuki dayanakları, değişiklik davasının şartları ve uygulamadaki temel kriterler ayrıntılı olarak incelenmektedir.
6.1. İştirak Nafakasının Hukuki Niteliği ve Dayanağı (TMK m.182)
İştirak nafakası, çocuğun bakım ve eğitiminin sağlanması için gerekli giderlere ebeveynlerin birlikte katılmalarını öngören bir kamu düzeni kurumudur. TMK m.182/2 hükmü gereğince, velayeti kendisine bırakılan ebeveyn çocuğun bakımına fiilen katkı sağladığından, diğer ebeveynin bu giderlere mali olarak katılması zorunlu tutulmuştur. Bu düzenlemenin temel amacı, çocuğun yaşam standardının boşanma öncesindeki seviyeye mümkün olduğunca yakın bir şekilde korunması ve ekonomik istikrarsızlık yaşamasının önlenmesidir.
İştirak nafakasının hukuki niteliği, hem bir aile hukuku yükümlülüğü hem de çocuğun kişisel hakkı olarak değerlendirilebilir. Yargıtay, iştirak nafakasını çocuğun “kural olarak vazgeçilmez hakkı” olarak nitelendirmektedir. Bu nedenle tarafların anlaşarak dahi iştirak nafakasını kaldırmaları mümkün değildir; hâkim, çocuğun yüksek yararına aykırı bir anlaşmayı onaylamaz.
6.2. Çocuğun Artan İhtiyaçları ve Eğitim Giderleri
Çocuğun yaşı büyüdükçe eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, kurs, etkinlik ve sosyal yaşam giderlerinde doğal bir artış meydana gelir. Yargıtay uygulamasında, çocuğun yaşının ilerlemesi tek başına nafaka artırımına yeterli bir neden olarak kabul edilmektedir. Özellikle okul başlangıcı, özel okul giderleri, dershane ve etüt masrafları, üniversiteye hazırlık süreci, spor ve sanat faaliyetleri gibi somut giderler nafaka artırımının en güçlü dayanaklarıdır.
Bu kapsamda mahkeme, çocuğun güncel gider tablosunu, sunulan fatura ve sözleşmeleri, eğitim kurumlarından alınan belgeleri ve ebeveynlerin ekonomik durumuna ilişkin delilleri değerlendirerek hakkaniyete uygun bir nafaka miktarı belirler. Mahkeme, artan giderlerin ayrıntılı şekilde ispatlanmasını bekler; ancak çocuğun yaşının büyümesi ve genel giderlerin artması zaten bilinen ve hayatın olağan akışına uygun bir olgu olduğundan, her giderin fatura ile ispatlanması aranmaz.
6.3. Ebeveynlerin Ekonomik Güçlerinin Değişmesi
İştirak nafakasının artırılması veya azaltılması davalarında en belirleyici unsurlardan bir diğeri, ebeveynlerin ekonomik güçlerindeki değişikliktir. TMK m.4 uyarınca hâkim, karar verirken hakkaniyet ilkesini gözetmek zorundadır. Bu nedenle gelir artışı yaşayan bir ebeveynin nafakaya daha fazla katkı sağlaması; gelirinde ciddi düşüş, işsizlik, sağlık sorunu veya gelir kaybı yaşayan bir ebeveynin ise yükünün azaltılması yönünde karar verilebilir.
Uygulamada gelir değişikliği; sosyal ve ekonomik durum araştırmaları, SGK kayıtları, vergi levhası, ticari kazanç belgeleri, banka hareketleri, şirket ortaklık payları, taşınmaz ve araç kayıtları ile değerlendirilir. Yargıtay’a göre yalnızca enflasyon artışı veya hayat pahalılığı nafaka artışı için tek başına yeterli değildir; ancak enflasyonun çocuğun giderlerini artırıcı etkisi, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde artırım için önemli bir unsur oluşturur.
6.4. Velayetin Değişmesi Hâlinde Nafaka Düzeninin Yeniden Kurulması
Velayetin değiştirilmesi durumunda iştirak nafakasının yeniden değerlendirilmesi zorunludur. Velayet kendisine bırakılan ebeveyn artık çocuğun bakımını fiilen üstlendiğinden, diğer ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali katkı sağlaması gerekir. TMK m.183 gereğince velayet değişikliği, iştirak nafakasına ilişkin önceki kararların kendiliğinden geçerliliğini yitirir; mahkemenin yeni bir nafaka düzenlemesi yapması gerekir.
Bu nedenle velayet değişikliği talepli davalarda, mahkeme hem velayet hem de nafaka yönünden bütünsel bir değerlendirme yapar. Nafaka borçlusu olan ebeveynin gelir durumunun güçlü olması, özellikle çocuğun özel okulda eğitim görmesi, özel bakım gerektirmesi veya sağlık giderlerinin yüksek olması hâllerinde daha yüksek nafaka yükümlülüğüne yol açabilir.
6.5. Giderlerin Somutlaştırılması ve İspat Yükü
İştirak nafakasında ispat yükü, artırım talep eden taraftadır. TMK m.6 gereğince iddiasını ispatla yükümlü olan taraf, çocuğun artan giderlerini ve karşı tarafın gelir durumundaki değişiklikleri belgelemekle sorumludur. Ancak mahkemeler, çocuğun temel giderlerinin (gıda, barınma, ulaşım, eğitim, sağlık) fatura ile tek tek ispatlanmasını her zaman zorunlu görmez; çocuğun yaşı ve yaşam koşulları gereği makul giderlerin varlığı hayatın olağan akışı gereği kabul edilir.
Daha yüksek nafaka taleplerinde ise giderlerin ispatlanması büyük önem taşır. Özellikle özel okul, kreş, özel bakım gereksinimleri, tıbbi tedaviler ve kurs masrafları gibi giderlerin sözleşme, fatura, dekont ve eğitim kurumlarından alınan belgelerle desteklenmesi beklenir. Böylece mahkeme, nafaka miktarını objektif ve ölçülebilir verilere dayanarak belirleyebilir.
6.6. Azaltma ve Kaldırma Talepleri
İştirak nafakasının azaltılması veya tamamen kaldırılması ancak nafaka borçlusunun ekonomik gücünün önemli ölçüde azalması veya çocuğun ihtiyaçlarının belirgin şekilde düşmesi hâlinde mümkündür. Borçlunun işsiz kalması, uzun süreli sağlık sorunları yaşaması veya düzenli gelirinin kaybolması gibi durumlar nafakanın azaltılması için yeterli olabilir.
Kaldırma talepleri ise daha sıkı bir incelemeye tabidir. Mahkeme ancak çocuğun ekonomik ihtiyaçlarının tümüyle ortadan kalktığı veya borçlunun nafaka yükümlülüğünü yerine getirmesinin artık imkânsız hâle geldiği durumlarda nafakayı tamamen kaldırabilir. Örneğin; çocuğun kendi gelirinin olması, devlet korumasına alınması, eğitim hayatının sona ermesi veya bakım giderlerinin artık velayet sahibi ebeveyn tarafından tamamen karşılanabiliyor olması gibi durumlar nafakanın kaldırılması için gerekçe olabilir.
6.7. İcra Edilebilirlik ve Geriye Yürüme Yasağı
İştirak nafakasına ilişkin değişiklik kararları kural olarak ileriye etkili olup, geriye yürütülemez. Bu nedenle nafaka artırım, azaltma veya kaldırma kararları dava tarihinden itibaren geçerli olur. Yargıtay, dava tarihinden önceki nafaka borçlarının azaltılamayacağını; artırım kararının ise geriye dönük işletilemeyeceğini istikrarlı şekilde kabul etmektedir.
Bu nedenle nafaka borçlusu, gelirindeki düşüşün süreklilik gösterdiği durumlarda zaman kaybetmeden nafaka azaltma davası açmalı; aksi hâlde yüksek nafaka borcu birikerek icra ve faiz yükü doğurabilir. Aynı şekilde artan eğitim ve bakım giderleri karşısında artırım talebinde bulunmak için gecikmek, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması bakımından ciddi sorunlara neden olabilir.
7. Nafaka Davalarında Usul, İspat ve Yargılama Stratejisi
Nafakanın artırılması, azaltılması veya tamamen kaldırılmasına ilişkin davalar, temel olarak Türk Medeni Kanunu (TMK), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun hükümlerine tabidir. Bu davalar, aile hukukunun niteliği gereği kamu düzeniyle yakından ilişkili olup, hâkimin re’sen araştırma ilkesi kapsamında geniş takdir yetkisine sahip olduğu bir yargılama türünü oluşturur. Bu nedenle yargılama süreci, yalnızca tarafların sunduğu delillerle sınırlı olmayıp, hâkimin çocuğun ve tarafların sosyal–ekonomik koşullarını bizzat araştırmasını da içerir.
7.1. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Nafaka uyuşmazlıklarında görevli mahkeme, 4787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri, aile mahkemesi sıfatıyla yargılama yapar. Yetki bakımından ise TMK m. 177 uyarınca nafaka davalarında yetkili mahkeme, nafaka yükümlüsünün veya nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu nedenle nafaka davası, tarafların fiilen yaşadıkları yer mahkemesinde açılabilir ve yetki kamu düzenine ilişkin olmadığından, yetki itirazı süresi içinde yapılmalıdır.
7.2. Dava Türü ve Yargılama Usulü
Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davaları, “çekişmeli yargı” kapsamında olup, HMK’nın genel hükümlerine tabidir. Bu davalar basit yargılama usulüne göre görülür; ancak aile hukukuna ilişkin olması nedeniyle hâkimin re’sen araştırma ilkesi uygulanır. Bu kapsamda hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını belirlemek amacıyla nüfus kayıtlarını, tapu, araç, banka ve SGK kayıtlarını kendiliğinden araştırabilir.
Dava dilekçesinde, nafakanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren değişen koşulların somut olgulara dayalı olarak açıklanması gereklidir. HMK m. 119 ve devamı uyarınca, iddianın dayandığı vakıalar, hukuki sebepler, deliller ve talepler açık biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde dilekçe eksik sayılabilir veya mahkeme, davayı incelemeye almadan önce dilekçenin düzeltilmesini talep edebilir.
7.3. İspat Yükü ve Deliller
Nafaka davalarında ispat yükü, HMK m. 6 gereğince “iddiasını ispat eden kazanır” kuralına bağlıdır. Nafaka artırımını talep eden taraf, çocuğun artan giderlerini ve karşı tarafın ekonomik gücündeki artışı; nafaka indirimini veya kaldırılmasını talep eden taraf ise kendi mali gücünün azaldığını veya çocuğun giderlerinin düştüğünü ispat etmekle yükümlüdür.
Deliller geniş bir yelpazeye yayılabilir: fatura ve ödeme belgeleri, eğitim giderlerine ilişkin sözleşmeler, sağlık harcamaları, gelir kayıtları, vergi levhası, SGK hizmet dökümü, araç ve taşınmaz kayıtları, banka hesap hareketleri, icra takibi kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve ekonomik hayatı yansıtan her türlü dijital içerik mahkemelerce değerlendirilir. Aile hukukunun hassas yapısı nedeniyle hâkim, delillerin değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahiptir.
7.4. Sosyo–Ekonomik Durum Araştırmaları (SED Raporları)
Mahkemeler, nafaka davalarında tarafların ekonomik güçlerini tam ve doğru biçimde tespit etmek amacıyla kolluk birimleri, SGK, vergi daireleri ve diğer kurumlar üzerinden SED raporları talep eder. Bu raporlarda kişinin iş durumu, gelir kaynakları, yaşam standartları, mesleki bilgileri, taşınmaz ve araç kayıtları ile sosyal çevresine ilişkin bilgiler yer alır.
SED raporları, hâkimin nafaka miktarını belirlemesinde en önemli delillerden biridir. Ancak Yargıtay uygulamasında, tek başına SED raporlarının yeterli görülmediği; hâkimin tarafların sunduğu diğer delilleri ve ülkenin ekonomik koşullarını da dikkate alarak bütünsel bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmektedir.
7.5. Geçici Nafaka Talepleri ve Yargılama Süresince Koruma
Nafaka davaları uzun sürebildiğinden, TMK m. 169 uyarınca dava devam ederken geçici nafaka talep edilmesi mümkündür. Geçici nafaka, davanın sonucuna kadar devam eden süre boyunca çocuğun ve tarafların korunmasını sağlar. Yargıtay, geçici nafakanın belirlenmesinde ispat yükünün daha yumuşak uygulandığını ve temel ölçütün “acil ihtiyaçları karşılama” olduğunu kabul etmektedir.
Geçici nafaka kararları, nihai karara göre daha hızlı verilir ve talep üzerine derhal icra edilebilir. Bu nedenle özellikle artan ihtiyaçların aciliyeti bulunan hallerde geçici nafaka stratejisi son derece önemlidir.
7.6. Bilirkişi İncelemesi ve Ekonomik Analizler
Tarafların beyanlarında ciddi farklılıklar bulunduğunda veya gelir kaynaklarının tespiti karmaşık bir yapı içerdiğinde mahkeme, bilirkişi incelemesine başvurabilir. Özellikle serbest meslek sahipleri, şirket ortakları, yüksek gelir grubunda bulunan kişiler veya gelirini belgelemekten kaçınan taraflar bakımından bilirkişi incelemesi sıklıkla uygulanır.
Bilirkişi, tarafın gerçek gelirini, yaşam standardını, muhtemel kazanç kapasitesini ve malvarlığı değerlerini analiz ederek mahkemeye ayrıntılı bir rapor sunar. Hâkim, bilirkişi raporuyla bağlı olmamakla birlikte raporu önemli bir bilimsel görüş olarak değerlendirir.
7.7. Yargılama Stratejisi: Etkin Dosya Yönetimi ve Delil Sunma Zamanlaması
Nafaka davalarında stratejik yaklaşım, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Delillerin zamanında sunulmaması, dava sonuçlandıktan sonra ortaya çıkan giderlerin geçerli kabul edilmemesi veya gelir kaybının ispatlanamaması gibi sorunlar, talebin reddine yol açabilir. Bu nedenle davanın başında kapsamlı bir delil listesi hazırlanmalı ve mümkün olduğunca somut belgelerle desteklenmiş bir dilekçe sunulmalıdır.
Geliri beyan edilenin çok altında olan bir taraf bakımından, banka hareketleri, şirket ortaklık yapıları, POS kayıtları, faturalar, yaşam standardı delilleri ve üçüncü kişilerle ilişkileri gösteren veriler kritik öneme sahiptir. Aksi hâlde mahkeme, tarafın gelirini gerçeğe uygun olmayacak biçimde düşük kabul edebilir.
Aynı şekilde nafaka artırımını talep eden tarafın, çocuğun giderlerini somutlaştırması ve gider artışını belgeleyen kalemleri düzenli bir sistem içinde mahkemeye sunması, talebin kabul edilme ihtimalini önemli ölçüde artırır.
7.8. Hukukî Koruma Talepleri: İcra Tedbirleri ve Faiz Uygulaması
Nafaka alacakları kamu düzeni kapsamında olduğundan, icra takibine konu edilebildiği gibi, nafakanın ödenmemesi hâlinde İcra Ceza Mahkemesi nezdinde tazyik hapsi yaptırımı da uygulanabilir. Bu nedenle nafaka borçlusu, borcun miktarı ve ödeme gücüne ilişkin belgeleri mahkemeye sunarak adil bir nafaka belirlenmesini sağlamalı, aksi hâlde ciddi icra yükümlülükleri ile karşılaşabilir.
Nafaka alacaklarında faiz uygulaması da stratejik bir önem taşır. Yargıtay, nafaka borcunun vadesinde ödenmemesi hâlinde işleyecek faizin “yasal faiz” olduğunu kabul etmektedir. Ancak nafaka borcu, her ay kendiliğinden muaccel hâle geldiğinden, borçlunun gecikmesi hâlinde faiz yükümlülüğü oluşur ve bu da borcun hızla artmasına neden olabilir.
7.9. Hakimin Takdir Yetkisi ve Hakkaniyet İlkesi
Yargıtay içtihatlarında nafaka davalarının en belirleyici unsurlarından birinin hâkimin takdir yetkisi olduğu vurgulanmaktadır. TMK m.4 uyarınca hâkim, karar verirken hakkaniyeti esas alır; ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tarafların ekonomik koşulları, sosyal durumları, çocuğun ihtiyaçları, ülkenin ekonomik koşulları, enflasyon düzeyi ve yaşam standartları bir bütün hâlinde değerlendirilmelidir.
Hâkim, yalnızca tarafların beyanlarına dayanmayıp, araştırma yükümlülüğü gereği tüm belgeleri, kamu kurum kayıtlarını ve gerekirse bilirkişi raporlarını dikkate alır. Bu nedenle nafaka davalarında güçlü ve belgeli bir dosya sunmak, kararın talep doğrultusunda verilmesini sağlayan en kritik unsurdur.
8. Nafaka Kararlarının Uygulamaya Etkisi, İcra Sorunları ve Değişiklik Taleplerinde Güncel İlkeler
Nafaka kararlarının uygulanması, yalnızca hükmün kurulması ile değil; hükmün icrası, ilerleyen süreçte değişiklik talepleri, icra takipleri ve yargısal denetim mekanizmalarıyla yakından ilişkilidir. Nafaka, aile hukukunun sosyal yönü güçlü kurumlarından biri olduğundan, hem borçlu hem alacaklı bakımından önemli sonuçlara yol açmaktadır. Bu bölümde nafaka kararlarının uygulamadaki yansımaları, icra süreçlerinde karşılaşılan temel sorunlar ve Yargıtay’ın güncel içtihatları ışığında değişiklik taleplerine ilişkin ilkeler ayrıntılı olarak incelenmektedir.
8.1. Nafakanın İcra Edilebilirliği ve Takip Usulü
Nafaka kararları, hüküm altına alındıkları anda kesinleşme şartı olmaksızın icra edilebilir. Bu durum, nafakanın çocuğun veya alacaklının hayatî ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir kurum olmasından kaynaklanmaktadır. Nafaka alacaklısı, mahkeme kararını alarak doğrudan ilamlı icra takibine başlayabilir. İcra takibi başlatıldığında borçluya ödeme emri gönderilir ve borçlu, nafakanın ödenmediği dönemler bakımından borcu kapatmakla yükümlüdür.
İcra takibine konu nafaka borçları ikiye ayrılır: geçmiş dönem nafaka borçları ve geleceğe ilişkin işleyecek nafaka. Geleceğe yönelik nafaka, her ay kendiliğinden muaccel hâle geldiğinden, takip dosyasına aylık olarak işlenir. Bu nedenle nafaka borçlusu, ödemelerde gecikme yaşarsa faiz ve icra masraflarıyla karşılaşır. Nafaka alacağı kamu alacağı niteliği taşımamakla birlikte, güçlü koruma mekanizmalarına sahiptir.
8.2. Tazyik Hapsi ve Ceza Yaptırımı
Nafakanın ödenmemesi hâlinde alacaklı, borçlu hakkında İcra Ceza Mahkemesi nezdinde “nafaka yükümlülüğünün ihlali” nedeniyle şikâyette bulunabilir. Bu yaptırım, borçluyu ödemeye zorlayıcı mahiyette bir tazyik hapsi olup, borcun ödenmesi hâlinde kaldırılır. Ceza yaptırımının amacı, borçluyu malvarlığından fedakârlık yapmaya zorlamak değil; kanunla belirlenen yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaktır.
Tazyik hapsi kararı verilmesi için borçlunun ödeme gücünün bulunmasına rağmen nafakayı ödemekten kaçınması gerekir. Ödeme gücü bulunmayan borçlu bakımından tazyik hapsi uygulanmaz; ancak bu hususun ispatı borçluya düşer. Yargıtay, borçlunun ödeme gücüne ilişkin beyanlarının hayatın olağan akışına aykırı olması hâlinde mahkemenin tazyik hapsi kararı verebileceğini belirtmektedir.
8.3. Nafaka Değişiklik Davalarının İcra Takiplerine Etkisi
Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması için açılan davalar, devam eden icra takiplerini kendiliğinden durdurmaz. Bu nedenle nafaka borçlusu, değişiklik davası açtığını ileri sürerek geçmiş dönem nafaka borcundan kurtulamaz. Yargıtay, değişiklik davalarının “ileri etkili” olduğunu ve geçmiş dönem nafaka borçlarını ortadan kaldırmayacağını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
Bu nedenle değişiklik talebi, icra baskısını hafifletmek amacıyla zamanında açılmalıdır. Borçlu, gelirinde ciddi bir düşüş yaşadığında gecikmeden azaltma davası açmazsa, yüksek nafaka borcu birikerek icra ve faiz yükü artar. Aynı şekilde nafaka alacaklısı da artan giderler nedeniyle geç başvuru yaparsa, artan ihtiyaçlar geçmiş dönem için telafi edilemez.
8.4. Fiilî Birliktelik ve Yüksek Yaşam Standardının İcra Dosyalarındaki Etkisi
Fiilî birliktelik iddiaları, nafakanın kendiliğinden sona ermesi bakımından kritik olduğu gibi, icra dosyalarında da önemli bir tartışma konusu hâline gelir. Nafaka borçlusu, alacaklının fiilî birliktelik yaşadığını iddia ederek icra takibine itiraz etse de icra müdürlüğü bu iddiayı değerlendirme yetkisine sahip değildir. Bu nedenle borçlu, mahkemeden tespit kararı almadığı sürece icra takibi devam eder.
Benzer şekilde, nafaka borçlusunun gelirinin gerçekte olduğundan çok yüksek olduğu veya lüks yaşam sürdüğü yönündeki iddialar da icra dosyalarında sıkça gündeme gelir. Yargıtay, sosyal medya paylaşımlarını, banka hareketlerini, yaşam standardını ve yapılan harcamaları nafaka artırımında değerlendirmekte, ancak lüks harcamalarla nafakanın doğrudan ilişkilendirilemeyeceğini; somut yaşam standardının objektif kriterlerle ortaya konulması gerektiğini kabul etmektedir.
8.5. Nafaka Kararlarında Enflasyon, Ekonomik Koşullar ve Emredici İlkeler
Türkiye’de ekonomik koşulların hızla değişmesi nedeniyle enflasyon, nafaka miktarlarının belirlenmesinde ve artırılmasında önemli bir unsurdur. Yargıtay, enflasyonu nafaka artışı için tek başına yeterli görmemekle birlikte, çocuğun veya alacaklının ihtiyaçlarındaki artış ile birlikte değerlendirildiğinde nafaka artışının doğal bir sonucu olarak kabul etmektedir.
Hakim, nafaka miktarını belirlerken ülkenin ekonomik koşullarını, asgari ücret artışlarını, TÜFE oranlarını, tarafların gelir düzeylerini ve çocuğun yaşam standardını gözetmek zorundadır. Bu nedenle nafaka kararlarının ekonomik koşullara aykırı olması hâlinde değişiklik talebi güçlü şekilde gündeme gelebilir.
8.6. Yargıtay’ın Güncel Yaklaşımı: Değişiklik İçin Esaslı ve Kalıcı Sebep Aranması
Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davalarında Yargıtay’ın temel kriteri, nafaka yükümlülüğünü etkileyen “esaslı ve kalıcı değişiklik” olup olmadığıdır. Geçici gelir kayıpları, dönemsel ekonomik zorluklar veya kısa süreli işsizlik tek başına nafakanın değiştirilmesi için yeterli görülmez. Çocuğun ihtiyaçlarındaki kısa süreli artışlar da tek başına nafaka artırımına gerekçe yapılmaz.
Yargıtay'ın son yıllardaki kararlarında öne çıkan ilkeler şu şekildedir:
- Nafaka artırım davalarında en önemli kriter çocuğun güncel ihtiyaçlarıdır.
- Nafaka azaltma veya kaldırma davalarında borçlunun gelir kaybı “kalıcı” olmalıdır.
- Geliri gizleme çabası, eksik beyan, kayıt dışı çalışma veya mal kaçırma tespit edildiğinde nafaka artırılır.
- Lüks yaşam sürülmesi gerçek gelirin yüksek olduğuna karine teşkil eder.
- Fiilî birliktelik iddiası nafakanın kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğurur; ancak bunun icrada ileri sürülebilmesi için mahkeme tespit kararı gerekir.
- Çocuğun üstün yararı her durumda diğer tüm unsurların önünde gelir.
8.7. Sonuç: Nafaka Uygulamasında Stratejik ve Hukukî Yaklaşımın Önemi
Nafaka kararlarının uygulanması, yalnızca hükmün kurulmasından ibaret olmayıp; icra süreçleri, ekonomik koşullar, sosyal incelemeler, değişiklik talepleri ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen çok boyutlu bir hukuki yapıdır. Bu nedenle nafaka davalarında hem başvuran taraf hem de karşı taraf bakımından stratejik bir yaklaşım benimsenmeli, deliller doğru zamanda ve doğru şekilde sunulmalı, icra yükümlülükleri titizlikle takip edilmelidir.
Sonuç olarak, nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması taleplerinde başarılı bir hukuki süreç, ayrıntılı dosya yönetimi, güçlü delil temeli, güncel içtihatlara hâkimiyet ve çocuğun üstün yararı ilkesinin doğru uygulanmasına bağlıdır. Nafaka kararlarının icra edilebilirliği ve değişiklik taleplerinin hukuki etkisi, ancak bu bütünsel yaklaşım benimsendiğinde öngörülebilir, adil ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilebilir.
İstanbul’da Nafaka Davaları İçin Hukuki Destek
Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davaları; gelir tespitleri, SED raporları, bilirkişi incelemeleri, icra süreçleri ve Yargıtay içtihatlarının güncel uygulanışı bakımından detaylı ve teknik takip gerektiren davalardır. Ekonomik koşulların hızla değiştiği Türkiye’de nafaka kararlarının yeniden uyarlanması, stratejik olarak doğru delillerin zamanında sunulması ve kapsamlı bir yargılama yönetimi büyük önem taşımaktadır.
Gelir değişikliği, çocuğun artan ihtiyaçları, fiilî birliktelik, haysiyetsiz yaşam, velayetin değişmesi, enflasyon etkisi veya diğer esaslı durumlar nedeniyle nafaka yükümlülüğünün yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorsanız, profesyonel hukuki destek almanız sürecin başarısı açısından kritik öneme sahiptir.
Av. İnanç Eker Hukuk Bürosu – Aile Hukuku ve Nafaka Davaları
Adres: Barbaros Mahallesi, Mor Menekşe Sokak, Deluxia Suites Sitesi, No: 3A, Kat 12, Daire 155, Ataşehir / İstanbul
Telefon: 0 (216) 514 74 04 (Dahili)
GSM / WhatsApp: 0 (532) 245 74 66 – Hızlı Mesaj Gönder
Web Site: inanceker.av.tr
Hızlı iletişim için tıklayın:
Nafaka Davası İçin Avukatla Hemen Görüş